Bu hususta şahit olduğumuz felaketlerin birincisi: Dört sene evvel Erzincan’da vukua gelen hareket-i arz olmuştur. O vakitler münafıklar, desiselerle Isparta mıntıkasında Sava ve Kuleönü ve civarı köylerdeki Risale-i Nur talebelerine iliştiler. Otuz kırk kadar Risale-i Nur talebesini “Camiye gitmiyorsunuz, takke giyiyorsunuz, tarîkat dersi veriyorsunuz.” diye mahkemeye sevk etmişlerdi. Cenab-ı Hak, İzmir civarı ve Azerîleri ve civarındaki halkı dehşetler içinde bırakan zelzele ile belaların ref’ine bir vesile olan Risale-i Nur’un ehemmiyetini ve def’-i bela için bir vesile olduğunu gösterdi. Zelzeleden bir hafta sonra mahkemeye sevk edilen o kardeşlerimizin hepsi beraet ettirilerek kurtulmuşlardı.
İkincisi: Yine vakit vakit Risale-i Nur talebelerinin arkalarında koşmakta devam eden mülhidler, hatt-ı Kur’an ile çocuk okuttuklarını bahane ederek Isparta’da müteveffa Mehmed Zühdü (rahmetullahi aleyh) ile Sava karyesinden Hâfız Mehmed (rahmetullahi aleyh) ismindeki iki Risale-i Nur talebesine hücum etmişler. Çocuklar, bu iki kardeşimizin evlerinden alınan bütün Risale-i Nur eczalarıyla birlikte mahkemeye sevk edilmiş. Merhum Mehmed Zühdü, para cezasıyla mahkûm edilmek istenilmiş. Neticede, merkezi Erbaa ve Tokat’ta vukua gelen ikinci bir korkunç zelzele ile, Risale-i Nur’un ehemmiyetini gösterip şakirdlerine o sırada Cenab-ı Hak yardım ederek Üstadlarının verdiği haberin sıhhatini tasdik etmek için o iki kardeşimizi beraet ettirmiş ve alınan bütün Risale-i Nur eczalarını kendilerine iade ettirmiştir.
Üçüncüsü ise: İçinde bulunduğumuz Denizli Hapishanesindeki musibetin başımıza gelmesine sebep olan o münafıklar; rumi bin üç yüz elli dokuz senesinde tekrar başta Üstadımız olduğu halde, bize ve Risale-i Nur’a hücum ettiler. Bir kısmımızı Isparta’dan topladılar, bir kısmını Çivril’den Isparta’ya getirdiler, sevgili Üstadımızı da yalnız olarak Kastamonu’dan Isparta’ya sevk ettiler. Daha başka vilayetlerden de arkadaşlarımız Isparta’ya getirilmişti. Ehl-i garazın iğfaline kapılan Isparta Adliyesi, Risale-i Nur’un gayesi haricinde bulunan cephelerde, bizce manası olmayan ithamlar altında bizi sıkıyordu. Bilhassa kıymettar Üstadımızı daha çok tazyik ettikleri vakit, Üstadımıza lüzumlu lüzumsuz birçok sualler açan Isparta müddeiumumîsinin “Bu belalar dediğin nedir?” diye olan sualine cevaben: Evet, demiş; zındıklar eğer Risale-i Nur’a ve şakirdlerine ilişseler yakından bekleyen belaların hareket-i arz suretiyle geleceğini söylemişti.