“Ey benim kıymetli babam!” diye ağlayan Fatımatü’z-Zehra anamız gibi “Ey Seyyidimiz, ey Üstadımız! Vâ esefâ vâ kürbeta!” diye yaşlar döküp ağlıyoruz. O anamızın dediği
صُبَّتْ عَلَىَّ مَصَائِبٌ لَوْ اَنَّهَا ۞ صُبَّتْ عَلَى الْاَيَّامِ صِرْنَ لَيَالِيَا
misillü biz de deriz: Âh Sevgili Üstadımız! Üzerimize öyle musibetler çöktü ve döküldü ki eğer o musibetler şu güneşli güzel gündüzler üzerine dökülse ve yağsa idi gündüzler kararır, muhakkak gece olurdu. Artık bundan sonra yapacağımız bir şey varsa o da “Semler içip gamlar çeken Üstadınız göçtü bekaya, hasret kalan kardeşlerim, dostlarım size olsun elveda!” deyip ağlamak, hep ağlamak…
Üstadım! Sen dünya lezzetlerini tatmadan, ömründe bir kere olsun bu fena güllerine el uzatmadan ve uzana uzana bir saat bile sıcak ve rahat döşeklerde yatmadan âkıbet bırakıp gidiyorsun. Şimdi biz Hıccetü’l-Vedasız böyle bir ölüme nasıl inanalım? Hutbetü’l-Vedasız bir hicrana nasıl dayanalım?
Ey Fahr-i Âlem’in nurdan bir incisi! Ey ehl-i İslâm’ın bir müncîsi! Gel sana bir değil bu sefer bin bedel verelim de şu rıhlet, şu hicret, şu hicran daha birkaç sene sonraya kalsın. Hep beraber Arz-ı Hicaz’a varalım, Kâbe’ye yüzler sürelim. Bizi Arafat’a çıkar. Son sözlerini Hint’ten, Yemen’den, Irak’tan ve Afgan’dan ve dünyanın her yerinden o mahall-i mübarek ve mukaddeste toplanan bütün müslümanlara, bütün âşıklara ve bütün hicranlı gönüllere söyle. Bize اَلَا هَلْ بَلَّغْتُ yü tekrarlayıp فَلْيُبَلِّغُ الشَّاهِدُ مِنْكُمُ الْغَائِبَ derken âlem-i gayb ve ervaha işte oradan pervaz et. Mübarek cesedini alıp, hürmetle Harem-i Şerif’e getirip, pâk olan vücudunu âb-ı zemzem ile gaslederken biz de bir taraftan hiç durmadan akan gözyaşlarımızla yıkanıp arınalım. Mübarek naaşını Risale-i Nur’dan yapılan ak kefene kat kat sarıp misk-i anberle buhurladıktan sonra, öd ağacından yapılan hususi tabuta koyup son defa olmak üzere bir daha ellerini öperek Kâbe-i Muazzama’nın kara perdesini de üstüne çekerek Hacerü’l-Esved huzuruna çıkalım. Kâbe avlusunda toplanan ve daireler şeklinde saf saf dizilen yüz binlerle ehl-i iman ve melaike-i arz ve âsumana o aziz ruhun imam olup cenaze namazını eda edelim. Arştan ve hâtiften duyulan “Nice bilirsiniz?” sualine: