o mektep talebelerine izah etmiştir ki herkesin mutlaka bu bahsi iştiyakla okumaları lâzım ve zarurîdir.
Yedinci Mesele: Kastamonu’da lise talebelerinin “Hâlık’ımızı bize tanıttır.” diye suallerine karşı Üstadımız sâbık Altıncı Mesele’de mektep fünununun dilleriyle verdiği dersi, Denizli Hapsindeki mahpuslar okumalarıyla o hapisler tam bir kanaat-i imaniye aldıklarını Üstadımıza bildirmişler. Ve “Âhiretimizi de tam öğrenelim ki nefsimiz ve zamanın şeytanları bizi yoldan çıkarıp daha böyle hapislere girmeyelim.” demelerine karşı Üstadımız gayet mufassal olarak Risale-i Nur’dan derin hakikatleri hülâsa ederek Altıncı Mesele’de, Hâlık’ımızı arzdan ve semavattan sorduk, onlar fenlerin dilleriyle Hâlık’ımızı güneş gibi tanıttırdılar. Aynen şimdi de âhiretimizi başta o bildiğimiz Rabbimizden, sonra Peygamberimizden (asm), sonra Kur’an’ımızdan ve mukaddes kitaplardan ve melaikelerden, sonra kâinattan sorup her birisinden aldığı manevî cevaplarla tam bir dersi o hapislere bu Yedinci Mesele’de gayet güzel olarak bildirmiş ve tam izah etmiştir.
Sekizinci Mesele: Bu meselenin üssü’l-esası âhirete imandır. Bu meseleyi Üstadımız daire daire içinde gayet güzel misallerle izah etmiş ki buna karşı hiçbir dinsizin ve hiçbir feylesofun itirazına meydan bırakmamıştır. Hülâsa olarak gayet kısa işaretlerle bu hakikatlerin hakikatini şu fihristeye bir nebzecik yazıyoruz.
Bu meselenin birinci meyvesi: İnsan, sair hayvanata muhalif olarak, hanesiyle alâkadar olduğu gibi dünya ile de alâkadardır. Akaribiyle münasebettar olduğu gibi, nev-i beşer ile de ciddi ve fıtrî olarak münasebettardır. Dünyada muvakkat bekasını arzuladığı gibi, bir dâr-ı ebedîde bekasını aşk derecesinde arzular. Midesinin gıda ihtiyacını temin etmeye çalıştığı gibi, dünya kadar geniş belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları akıl ve kalp ve ruh ve insaniyet mideleri için tedarik etmeye fıtraten mecburdur. Ve öyle arzuları ve matlubları var ki ebedî saadetten başka hiçbir şey onları tatmin etmiyor.
İkinci meyvesi ve hayat-ı şahsiyeye bakan bir faydası: Her insanın her zaman düşündüğü en ehemmiyetli endişesi, mezaristana giren kendi dostları ve akrabaları gibi kendisinin de o idamhaneye girmesi keyfiyetidir. Bir tek dostu için ruhunu feda eden o bîçare insanın, binler belki milyonlar belki milyarlar dostlarının