hadîs-i şerifinin meal-i kudsîleri ile insanın en zararlı düşmanı nefsi olduğunu ve düşmanı sevmek ve okşamak ve malına ve bahçesine koymakta ne kadar zarar ve bedahet derecesinde bir divanelik olduğu gibi; nefsini sevmek ve mal ve bahçesi olan a’mal-i uhreviyede tembellik etmek ve neticesi soğuk hodfüruşluk ve tasannu ve tezellüle kapı açan riya gibi silahlarıyla nefsini korumak ve karıştırmak kendi hanesini ihrak eden bir divane yerinde olduğunu ihtar ve inzar ile ihlas ve rıza-yı İlahîyi tavsiye eden ve esfelü’s-safilîne giden insanın yüzünü a’lâ-yı illiyyîne çeviren çok mühim bir ders-i hakikattir.
Yirmi Sekizinci Nükte:لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ ۞ دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ ۞ اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ۞ وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابٖيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطٖينِ
gibi âyetlere gelen şübehat ve itirazatı, bir sual ve cevap ve mühim bir temsil ile tefsir ve izah ile beraber mukadderat-ı kâinattan olan cennet bir ağacın mukadderat-ı hayatını taşıyan çekirdeğinde dürbün gözlerin ağacı görmesi ve az bir fikirle meyveye vusulü nisbetinde mukadderat-ı kâinatın fihristesi ve menbaının mahzeni ve me’hazi olan küre-i arzda şecere-i kâinatın bir dalı olan cennetin her yerde bulunması ve meyvesinin yemesinin istib’adını izale edip hakkalyakîn gösterir.
Hem en büyük bir hâdise olan hâdise-i Kur’aniye ve risalet-i Muhammediye aleyhissalâtü vesselâm ile meşgul ve kâinatın ecram ve âlemlerinde kulak hırsızlığı yapan şeytanların hiçbir cihetle müdahale edemediklerini ve nübüvvet-i Ahmediye aleyhissalâtü vesselâmın bütün cin ve inse şümulünü, şeytanların melaikelerle o yüzden mübarezelerini mu’cizane ilan etmekle bütün kâinata mebus olduğunu gösterir, ispat eder.
Hâfız Ali
رَحْمَةُ اللهِ عَلَيْهِ بِعَدَدِ حُرُوفِ مَا كَتَبَهُ اٰمٖينَ