İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 242

Fakat bu kadar var ki onların tasdikiyle de gayet vâkıfane ilmî eserler ki yüz yirmi yedi risaledir. Bunları en meşhur ulemalar ve âkıllar hayretler ve takdirler ile karşılıyorlar. Değil bir meczub belki en meşhur muhakkik ulemalar, fikren o dereceye yetişemiyorlar. Demek ne benim ve ne de başkasının değil belki Kur’an-ı Azîmüşşan’ın hakikatleridirler. Biz de kaleme almışız.

Fakat şahsım hakkındaki cezbe ve ihtilal-i ruhîyi bu noktadan kabul ediyorum: Çünkü ben, şimdiki insanların çoklarını divane görüyorum. Benim aklım onların akıllarının cinsinden değildir. Ya ben divaneyim ya onlar divanedirler. Elbette onlar çokluk olmasından cinnet-i muvakkate ve ara sıra meczubiyet, benim hakkım oluyor.

Bununla beraber yüksek ehl-i vukufun insaflı raporları gelinceye kadar bizim medar-ı ittihamımız olan, hissiyat-ı diniyeyi âlet edip emniyet-i dâhiliyeyi ihlâl etmek teşviki ve cemiyet kurmak ve tarîkat gütmek esaslarını reddettikleri ve risalelerde ve mektublarda buna dair hiçbir emare bulunmadığına müttefikan karar vermeleri, cumhuriyet hükûmetinin adliyesinin bu ilmî heyetinin dünyaca yüksek kıymetlerini ve hakikati hiç bir şeye feda etmediklerini gösterdiğinden ruh-u canımızla onlara hem teşekkür hem dua ediyoruz.

(Raporun birkaç cümlelerine bir küçük izahtır.)

Meşihat ve adliyenin yanması münasebetiyle bir sözüme yanlış mana verilmiş. Şöyle ki:

Bundan on dokuz sene evvel haksız bir surette İstanbul’a menfî olarak perişan bir surette gönderildiğim vakit –bir zaman Meşihat’taki Dârülhikmette bulunduğumdan– Meşihat’ı sordum, ne haldedir? Dediler, büyük kızların lisesi olmuş. Ben de hiddet ettim, bir beddua ettim. Hem dedim: “Yâ Rabbi Meşihat’ı kurtar.” O gece kısmen yandı. Ben de o münasebetle dedim: “Bazen ateş temizlik yapıyor. Bu fakir millete beş milyon zarar veren adliyenin yanması da belki inşâallah bir temizliktir. O zarar telafi edilir.” dediğim halde zararımıza bir rıza manası verilmiş.

Hem bundan otuz sene evvel matbu Lemaat namındaki eserimde manevî bir meclis-i ruhanîde rüya gibi bir vakıada ruhanîler benden sual sormuşlar, ben de cevap vermiş idim. Ezcümle: “Eski