İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 233

etmiş. Tosya’da bin beş yüz ev harap olmuş, ölü ve yaralı miktarı çok fazla imiş. Kargı, Osmancık tamamen, Lâdik ve sair mahallerde zayiat fazla miktarda imiş. İnebolu’da bir minarenin alemi eğrilmiş, ufak tefek çatlaklıklar olmuş, hasarat ve zayiat olmamış.”

Evet Kastamonu’dan Mehmed Feyzi

Evet Kastamonu’dan Sadık

Evet Kastamonu’dan Emin

Evet İnebolu’dan Ahmed Nazif

Üçüncü olan bu hareket-i arzdan sonra, yine Risale-i Nur’a ve talebelerine ve müellifine hücum eden ehl-i garazın sözünü dinleyen adliye, aynı tarzda bizi sıkmakta devam ediyordu. Zındıka taraftarları, mübarek Üstadımızın ihbarı olan ve Risale-i Nur’un büyük kerametlerinden olup zelzele ile gelen beliyyelere ehemmiyet vermek istemiyorlardı. Risale-i Nur’un İlahî ve Kur’anî hakikatlerine karşı cephe alan bu zümre-i münafıkînin başına bir dördüncü tokat daha geldi.

Garibi şu ki biz şubatın üçüncü günü mahkemeye çağrılmıştık. Izdırap ve elemleri içinde yüreklerimizi ağlatan hastalıklı haliyle kendisinden sorulan suallere cevap vermek için altmış beş kadar talebesinin önünde ayağa kalkan o mübarek Üstadımızın cevapları arasında “O zındıkların dünyaları başlarını yesin ve yiyecek!” kelimeleri, tekrar tekrar heyet-i hâkimenin yüzlerine karşı ağzından dökülüyordu.

Birkaç defa da mahkemeye gidip geldikten sonra, 7 Şubat 944 tarihli İstanbul’da münteşir “Hemşehri” isminde bir gazete elime geçti. Gazete okumaya ve radyo dinlemeye hevesli olmadığım halde “Yirminci asrın medenileriyiz.” diyerek bugünkü terakkiyat-ı beşeriyeyi kendilerinden bilen, Allah’ı unutan, âhirete inanmayan insanların başlarına Cenab-ı Hakk’ın motorlu vasıtalar eliyle nasıl ateşler yağdırdığını, o münkirlerin dünkü cennet hayatlarının bugünde cehennemî hâlât içinde nasıl geçmekte olduğunu bilmek ve Risale-i Nur’un bereketiyle Anadolu’yu bu dehşetli ateş yağmurundan nasıl muhafaza etmekte olduğunu görmek ve şükretmek haletinden gelen bir merak ile bazı bu gibi havadisleri sorardım ve dinlerdim.

İşte bu gazetenin de harp boğuşmalarına ait resimlerine bakıyordum. Nazarıma çarpan büyük yazı ile yazılmış bir sütunda, Anadolu’nun yirmi bir vilayetini sarsan ve şubatın birinci gününün