(En mühim parça budur.)
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
(Bir cuma gününün bir kaç saatinin bir mahsulüdür.)
Müddeiumumî Bey!
Yirmi senedir hayat-ı içtimaiyeyi ve bilhassa böyle resmî ve ince ve siyasî hayatı terk etmişim. O hallere karşı alması lâzım gelen vaziyeti bilemiyorum ve düşünemiyorum ve düşünmesi beni cidden incitiyor. Fakat mecburiyetle Isparta’da insafsız bir zatın intizamsız ve mükerrer ve lüzumsuz pek çok suallerine verdiğim cevapların hâtimesi ve hülâsası ve sorgu hâkiminin zaptına geçen ve ayrıca size verilmiş olan intizamsız müdafaatım ve istidamda belki saded haricinde ve lüzumsuz ve tekrar ve intizamsızlık ve aleyhime dönecek şiddetli tabirler ve bilemediğim yeni kanunlara muhalif ifadeler bulunabilir. Fakat madem hakikat üzere gidiyor, hakikatin hatırı için o kusurlara bakmamak gerektir. O istida da üç dört belki dokuz esas üzerine gidiyor.
Birincisi: Madem hükûmet-i cumhuriye, cumhuriyetteki hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmiyor. Elbette dindarlara ve takvacılara da ilişmemek gerektir. Ve madem dinsiz bir millet yaşamaz ve Asya din noktasında Avrupa’ya benzemez ve İslâmiyet hayat-ı şahsiye ve uhreviye cihetinde Hristiyanlığa uymaz ve dinsiz bir Müslüman başka dinsizler gibi olmaz. Ve bu bin seneden beri dünyayı diyanetiyle ışıklandıran ve bütün dünyanın tehacümüne karşı, salabet-i diniyesini kahramanane muhafaza eden bu vatandaki milletin bir ihtiyac-ı fıtrîsi hükmüne geçen diyanet, salahat ve bilhassa iman hakikatlerinin öğrenmesi yerlerine hiçbir terakkiyat, hiçbir medeniyet tutamaz ve o ihtiyacı onlara unutturamaz.
Elbette bu vatandaki millete hükmeden bir hükûmet, Risale-i Nur’a adalet ve kanun ve asayiş cihetinde ilişmez ve iliştirmemeli.
İkinci Esas: Madem bir şeyi reddetmek başkadır ve o şeyi kalben kabul etmemek daha başkadır ve onunla amel etmemek bütün bütün başkadır. Ve her hükûmette şiddetli muhalifler bulunur. Ve Mecusi hâkimiyeti altında Müslümanlar ve hükûmet-i İslâmiye-i Ömeriyede Yahudiler, Hristiyanlar bulunmuş. Ve asayişe ve idareye