İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 206

(Bu fıkra dahi müsveddeye girdi, daha çıkarmadık.)

Hapisteki kardeşlerime yazdığım bir mektubdur.

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Sorgu hâkimi beni isticvab için çağırdığı gün, ben kardeşlerimi nasıl müdafaa edeyim diye düşünürken İmam-ı Gazalî’nin “Hizbü’l-Masûn”unu açtım. Birden bu gelen âyetler nazarıma göründü:

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا ۞ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ

وَبِاَيْمَانِهِمْ ۞ اَللّٰهُ حَفٖيظٌ عَلَيْهِمْ ۞ طُوبٰى لَهُمْ

Baktım ki: Birinci âyet –şeddeler sayılsa ve meddeler sayılmazsa اٰمَنُوا deki “vav” dahi meddedir– makam-ı cifrî ve ebcedîsi bin üç yüz altmış iki (1362) eder ki tam tamına bu senenin Hicrî aynı tarihine ve bizim mü’min kardeşlerimizi müdafaaya azmettiğimiz aynı zamanına hem manası hem makamı tevafuk ediyor. Elhamdülillah dedim, benim müdafaama ihtiyaç bırakmıyor.

Sonra hatırıma geldi ki: “Netice ne olacak?” diye merak ettim. Gördüm: اَللّٰهُ حَفٖيظٌ عَلَيْهِمْ ۞ طُوبٰى لَهُمْ deki iki cümle, tenvin sayılmak şartıyla, makam-ı cifrîsi aynen bin üç yüz altmış iki (eğer bir medde sayılmasa) ve bin üç yüz altmış üç eder (eğer o medde dahi sayılsa) tam tamına hıfz-ı İlahîye pek çok muhtaç olduğumuz bu zamana ve bu senenin ve gelecek senenin Hicrî aynı tarihine tevafuk ederek, bir seneden beri büyük bir dairede ve geniş bir sahada aleyhimize ihzar edilen dehşetli bir hücum karşısında mahfuziyetimize teminat ile teselli veriyor.

Risale-i Nur’un bu hâdisede daha parlak fütuhatı memurîn dairelerinde bulunmasından şimdiki muvakkat tevakkuf bizi meyus etmez ve etmemeli. Ve Âyetü’l-Kübra’nın tabı sebebiyle müsaderesi, onun parlak makamına ve nazar-ı dikkati her taraftan ona celbetmesine bir ilanname telakki ediyorum.