ölmek teklifini reddediyorsunuz. Demek göç ve sefer muhakkak mı Üstadım? Demek Hazret-i İmam-ı Ali’yi (ra) ağlatıp Ömer’i (ra) şaşırtan, Ehl-i Beyt’i inletip Medine-yi Münevvere’yi karartan o hal-i pür-melâlin bir numunesi, âkıbet bizim bu garib başlarımıza da mı çöküyor? Pek vakitsiz pek erken değil mi Üstadım?
Sana bu mektubum acaba son mu olacak diye titriyorum. Gerçi sen diyorsun: “Mektuba, şahsa ve söze ne hâcet? Bize uzaklık ve yakınlık yok. Birimiz şarkta, birimiz garpta veya kabirde olsa yine istediğimiz zaman görüşebiliriz.” Evet, âmennâ bu doğrudur fakat benim gibi körler ve körpeler ne yapsın Üstadım?
Otuz yıl evvel Lemaat’ınızda yazdığınız “Yetmişinci oluptur o mezara bir mezar taş, beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm’a” hakikati bu muydu? Böyle mi tecelli edecekti? Aziz canınızın canan eline, cemal güllerine ermesi bu dem mi idi? Yirmi beş yıldır çekmekte olduğunuz çilelerden halâs ve necatınız böyle ölümle mi, ayrılıkla mı olacaktı? Acılar ve ağrılar çeken ve zehirler içen o mübarek kalıbınızın istirahati, böyle varıp kara toprağa yatmakla mı olacaktı? Hiç birimizin huzurunuzda hazır bulunmadan ve bu gözlerimizle bir daha görmeden yapayalnız ve hücra bir köşede bu ölümün, bu ufûlün ne acı ve ne hazîn! Günün birinde birdenbire “Üstad ölmüş, âh!” diye bir ses işitmek veya bir iki satırlık bir mektub almak veyahut rüyada görüp pür-telaş uyanmak ve sarsılmak ne kadar elîm.
Üstadım! Mübarek vasiyetnamenizi görmek ve okumakla ve korkulu ve endişeli haberler gelmekle beraber, biz hâlâ bu irtihal ve bu mevt hâdisesinin bu kadar yakın bir zamanda vuku bulacağına inanamıyoruz. Hattâ bunu şu suretle tevil ve hayır ile tefsir ederek, bunun eza ve işkencelerden ve esaretten kurtulması ve dirilmesi alâmetidir diye telakki ediyoruz. Evet madem ki
اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ
var. Senin de bir gün olup öleceğini biliyoruz. Fakat böyle tenha ve garib, mesmum ve mağmum ve işkencelerle ve biraz da mevsimsiz olarak değil.
Yirmi beş senedir seni hep menfalarda ve hep hücralarda arayan bu hicranlı gönüller, demek hiç mi gülmeyecek? Üç beş sene, hattâ bir senecik olsun gözlerimizle serbest olarak bu dertliler ve kimsesizler seni hiç mi görmeyecek? Zehirli yılan ve akreplerin bile gezip