İçeriğe atla
Münazarat
Aşâirin Suallerine Verdiği Cevaplar · Sayfa 37

Zira i’lâ-yı kelimetullah şu zamanda maddeten terakkiye mütevakkıf olduğunu bilmeyen ve dünya مِنْ حَيْثُ هِىَ مَزْرَعَةُ الْاٰخِرَةِ cihetiyle kıymetini takdir etmeyen ve kurûn-u vustâ ve kurûn-u uhranın ilcaatını tefrik eylemeyen ve birbirinden gayet uzak, biri mezmum ve biri memduh olan tahsil ve kesbde olan kanaati ile mahsul ve ücretteki kanaati temyiz etmeyen ve birbirinden nihayet derecede baîd, hattâ biri tembelliğin unvanı, diğeri hakiki ihlasın sadefi olan iki tevekkülü (ki biri, meşietin muktezası olan esbab arasındaki nizama karşı temerrüd hükmünde olan, tertib-i mukaddimattaki bir tevekkül-ü tembelane; diğeri, İslâmiyet’in muktezası olan, netice itibarıyla gerden-dâde-i tevfik olarak vazife-i İlahiyeye karışmamakla terettüb-ü neticede mü’minane tevekküldür) ikisini birbiriyle iltibas eden ve “Ümmetî! Ümmetî!” sırrını teferrüs etmeyen ve خَيْرُ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاسَ hikmetini anlamayan bazı adamlar ve bilmeyen bir kısım vaizlerdir ki o meyelanı kırdılar, o şevki de söndürdüler.

İkinci Sebep: Biz, gayr-ı tabiî ve tembelliğe müsait ve gururu okşayan imaret maişetine el atıp belamızı bulduk.