İçeriğe atla
Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi
Yirmi Beşinci Söz · Sayfa 52

اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ

Veyahut firavunlaşmış maddiyyun gibi “Kendi kendine oluyorlar. Kendi kendini besliyorlar. Kendilerine lâzım olan her şeyi yaratıyorlar.” mı tahayyül ediyorlar ki imandan, ubudiyetten istinkâf ederler? Demek, kendilerini birer hâlık zannederler. Halbuki bir tek şeyin Hâlık’ı, her bir şeyin Hâlık’ı olmak lâzım gelir. Demek, kibir ve gururları onları nihayet derecede ahmaklaştırmış ki bir sineğe, bir mikroba karşı mağlup bir âciz-i mutlakı, bir Kadîr-i Mutlak zannederler. Madem bu derece akıldan, insaniyetten sukut etmişler. Hayvandan belki cemadattan daha aşağıdırlar. Öyle ise bunların inkârlarından müteessir olma. Bunları dahi bir nevi muzır hayvan ve pis maddeler sırasına say. Bakma, ehemmiyet verme.

اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بَلْ لَا يُوقِنُونَ

Veyahut Hâlık’ı inkâr eden fikirsiz, sersem muattıla gibi Allah’ı inkâr mı ediyorlar ki Kur’an’ı dinlemiyorlar? Öyle ise semavat ve arzın vücudlarını inkâr etsinler veyahut “Biz halk ettik.” desinler. Bütün bütün aklın zıvanasından çıkıp divaneliğin hezeyanına girsinler. Çünkü semada yıldızları kadar, zeminde çiçekleri kadar berahin-i tevhid görünüyor,