İçeriğe atla
Miftâhu'l-İman
El-Hüccetü'z-Zehra'nın Birinci Makamının Birinci Kısmı · Sayfa 10

şehrin, o kitabın, o cismanî Kur’an-ı Kebir’in sahibi, hâkimi, kâtibi, musannifi bilbedahe mevcud ve vâhid ve birdir diye kat’î ispat eder.

Üçüncü Kelime:

لَا شَرٖيكَ لَهُ dur.

Bundaki hüccete gayet kısa bir işaret şudur ki: Âyetü’l-Kübra Şuâı’nın madeni, üstadı, esası ve Âyetü’l-Kübra namında olan

قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُٓ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذًا لَابْتَغَوْا اِلٰى ذِى الْعَرْشِ سَبٖيلًا... اِلٰى اٰخِر

âyet-i ekberidir. Yani eğer şeriki olsa ve başka parmaklar icada ve rububiyete karışsa idiler, intizam-ı kâinat bozulacaktı. Halbuki küçücük sineğin kanadından ve göz bebeğindeki hüceyrecikten tut tâ tayyare-i cevviye olan hadsiz kuşlara, tâ manzume-i şemsiyeye kadar her şeyde cüz’î küllî, küçük ve büyük en mükemmel bir intizam bulunması; şeksiz ve kat’î bir surette şeriklerin muhaliyetine ve ma’dumiyetine delâlet ettiği gibi Vâcibü’l-vücud’un mevcudiyetine ve vahdetine bilbedahe şehadet eder.