ve ehemmiyetini ilan etmiş ki her gün beş defa âlem-i İslâm, yüzer milyon lisanlar ile teşehhüdde o davayı kâinata ilan ettiği gibi; o davanın esası olan hakikat-i Muhammediye (asm), kâinatın çekirdek-i aslîsi, bir sebeb-i hilkati ve en mükemmel meyvesi olduğunu milyarlar ehl-i iman tereddütsüz tasdik ederek kabul etmişler.
Ve bu kâinatın sahibi (celle celalühü) o şahsiyet-i maneviye-i Muhammediyeyi (asm) saltanat-ı rububiyetine bir yüksek dellâlı ve kâinat tılsımının ve hilkat muammasının bir doğru keşşafı ve lütf u rahmetinin bir parlak misali ve şefkat ve muhabbetinin bir beliğ lisanı ve âlem-i bâkideki hayat-ı daime ve saadet-i ebediyenin en kuvvetli müjdecisi ve elçilerinin en son ve büyüğü bir resul eylemiş.
Acaba bu mahiyetteki bir hakikate kanaat etmeyen veya ehemmiyet vermeyen, ne derece hasaret ve hata ve belâhet ve cinayet ettiğini kıyas eylesin!..
İşte namazdaki Fatiha, nasıl İkinci Kısım’da işaratıyla, teşehhüdde اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ daki hakikat-i tevhid davasına kat’î hüccetleri gösterir, hadsiz imzalar basar.