İçeriğe atla
Konferans
Camiü’l-Ezhere yazılan bayram tebriğine ilâve edilen bir cevap · Sayfa 60

Risale-i Nur, ihtiyarsız olarak inayet sevkiyle ehl-i küfrün âyât-ı Kur’aniye ve ehadîs-i Nebeviye ve evliyaullahın keşiflerinde gördükleri hakikatlere olan itirazlara cevap vermiştir. O derecede onların hakikatini izhar etmiştir ki muterizlerin itiraz ettikleri aynı noktalarda, belâgatı ve i’caz lem’alarını ispat ediyor. Âyât-ı Kur’aniyenin hattâ bazen bir harfinde veya bir sükûnunda i’caz-ı Kur’aniyeyi güneş gibi gösteriyor. Evet, Üstadımız Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesi’nin başında demiş:

“Elde Kur’an gibi bir mu’cize-i bâki varken başka bürhan aramak aklıma zâid görünür.

Elde Furkan gibi bir bürhan-ı hakikat varken münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”

Kur’an-ı Hakîm ve ehadîs-i Nebeviyeden müteşabihat ve kinaiyat kısmının âtiyen zikredeceğimiz mana-yı hakikilerinin beyanından başka; Risale-i Nur’un iman-ı billaha dair çok mühim bir risalesi olan Âyetü’l-Kübra Risalesi’nin başında, binler ehl-i inkârın mesail-i imaniyede bir tek ehl-i iman kadar sözlerinin makbul olmadığını ve bir meselede bir tek ehl-i ihtisasın sözünün, o meslekte mütehassıs olmayan yüzler âlimin sözüne müreccah olduğunu ve iki ehl-i ispatın, binler nâfîlerden daha ziyade sözlerinin muteber olduğunu ispat ederek diyor ki: