İçeriğe atla
İşârâtü'l-İ'câz
SURE-İ BAKARA · Sayfa 203

Nekre olarak رَيْبٍ kelimesinin zikri, tamim içindir. Yani hangi raybınız varsa cevap birdir, her bir raybınıza karşı mahsus bir cevap lâzım değildir. Hangi çareye başvurursanız, alacağınız cevap Kur’an’ın i’cazıdır. Evet, bir çeşme başında su içip tatlılığını anlayan bir adam, bütün o çeşmeden teşa’ub eden arkları tecrübe etmeye hakkı yoktur; zira menbaı birdir. Kezalik bir surenin muarazasından âciz kalan adamın, bütün Kur’an’ı tecrübeye hakkı yoktur. Çünkü kâtip birdir.

مِمَّا daki مِنْ beyanı ifade ettiğinden فٖى شَىْءٍ kelimesinin takdirini ister. Takdir-i kelâm وَاِنْ كُنْتُمْ فٖى رَيْبٍ فٖى شَىْءٍ مِمَّا نَزَّلْنَا olsa gerektir.

نَزَّلْنَا tabirinden anlaşılır ki onların şüphelerinin menşei nüzul sıfatı olup kat’î cevapları da ispat-ı nüzuldür.

Tedricen yani âyet âyet, sure sure, hâdiselere göre nüzulü ifade eden tef’il babından نَزَّلْنَا kelimesinin, def’aten nüzule delâlet eden if’al babından اَنْزَلْنَا kelimesine tercihen zikredilmesi; onların davalarında “Ne için Kur’an def’aten nâzil olmamıştır?” diye delil getirdiklerine işarettir.

عَبْدِنَا : Abd lafzının nebi veya Muhammed (asm) lafızlarına cihet-i tercihi; abd tabiri, Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın azametine ve ibadetin ulüvv-ü derecesine işaret olduğu gibi اُعْبُدُوا emrini tekiddir ve Resul-i Ekrem hakkında vârid olan vehimleri def’etmektir ki o zat, bütün insanlardan ziyade ibadet yapmış ve Kur’an’ı okumuştur.

فَاْتُوا : Bu emir taciz içindir. Yani emirden maksat, muhataptan bir şey talep değildir. Ancak başlarına vurmakla muarazaya, tecrübeye davet etmektir ki aczleri meydana çıksın.

بِسُورَةٍ ... الخ : Bu tabirden anlaşılır ki onların ilzamları, aczleri son hadde bâliğ olmuştur. Zira dokuz dereceye bâliğ olan tahaddinin yani muarazaya davet etmenin tabirleri, tabakaları vardır.