İçeriğe atla
İşârâtü'l-İ'câz
SURE-İ BAKARA · Sayfa 202

münasebetin bulunmasına mütevakkıftır. Halbuki اِنْ كُنْتُمْ فٖى رَيْبٍ ile يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا cümleleri arasında münasebet görünmüyor. Bunların aralarındaki münasebet ancak iki sual ve cevabın takdiriyle tezahür eder. Şöyle ki:

Evvelki âyette ibadete emredildiğinde “İbadet nasıldır?” diye vârid olan suale cevaben: “Kur’an’ın talim ettiği gibi.” denildi. “Kur’an Allah’ın kelâmı mıdır?” diye edilen ikinci suale cevaben وَاِنْ كُنْتُمْ فٖى رَيْبٍ denildi. İşte her iki cümle arasında bu suretle münasebet tezahür eder ve harf-i atfın da muktezası yerine gelir.

Sual: اِنْ şek ve tereddüdü ifade eder. اِذَا ise cezm ve kat’iyete delâlet eder. Onların şek ve raybları, Kur’an hakkında kat’îdir. Binaenaleyh makamın iktizası hilafına اِنْ kelimesinin اِذَا kelimesine tercihen zikrinde ne gibi bir işaret vardır?

Cevap: Evet, onların şek ve rayblarını izale edecek esbabın zuhurundan dolayı, o gibi şüphelerin vücuduna kat’iyetle hükmedilemiyeceğine ancak o şeklerin vücuduna yine şek ve şüphe ile hükmedilebileceğine işarettir.

İhtar: اِنْ kelimesinin ifade ettiği şek ve tereddüt, üslubun iktizasına göredir. Hâşâ mütekellime ait değildir.

اِنْ كُنْتُمْ فٖى رَيْبٍ ile اِنِ ارْتَبْتُمْ cümleleri bir manayı ifade ettikleri ve ikinci cümle, birinci cümleden kısa olması üsluba daha uygun olduğu halde, birinci cümlenin ikinci cümleye tercihen zikri; onların rayblarının menşei, hasta tabiatlarıyla kötü vücudları olduğuna işarettir.

Sual: Onlar rayblara zarf ve mahal oldukları halde, onları mazruf, raybı onlara zarf göstermek neye binaendir?

Cevap: Evet, kalplerindeki raybın zulmeti bütün bedenlerine, kalıplarına intişar ve istila etmiş olduğundan, kendilerinin rayb içinde bulundukları sanılmakta olduğuna işarettir.