İçeriğe atla
Fihrist Risalesi
Onuncu Şuâ · Sayfa 199

ON BİRİNCİ ŞUÂ:

Denizli Hapishanesinin bir meyvesi ve bir hatırası ve o hapsin beş gününün mahsulü olan bu risale, on bir meseleyi ihtiva edip bu parlak meseleler imanı dalalet karanlıklarından kurtarıp ahlâkı tam düzeltmekte ve her bir mesele bir kitabın hakikatlerini tazammun etmektedir.

Birinci Meselesi: Mahpuslara gayet büyük bir teselli verip farz namazlarını kılmakla ve diğer günahlardan tövbe etmekle o hapis, hapse sebebiyet veren hatalara bir keffaret olup o hataları affettirmesi ve hapsin hikmeti olan terbiyeyi alması ve hapislerin hapishanede geçen bütün saatlerinin ibadet hükmüne geçmesi hakikatini bildirmekle tam teselli verir.

İkinci Meselesi: Bu dünyanın fâni olduğunu ve bütün zîhayatın kafile kafile arkasında kabre sevk edildiklerini ve bu sevkiyatın ya idam-ı ebedî veyahut saadet âlemine giden bir terhis tezkeresi olduğunu gayet parlak misallerle Medrese-i Yusufiyedeki mahpuslara ispat ettiği gibi, bütün âlem-i İslâm’a da ilan edip ispat etmiştir.

Üçüncü Meselesi: Üstadımız, Eskişehir Hapsi Medrese-i Yusufiyesinin penceresinden bir Cumhuriyet Bayramı’nda oturup bakarken karşısındaki lise mektebinin kızlarının gülerek raks ettiklerini görmüş. O zaman manevî bir sinema ile, o raks eden kızların elli sene sonraki vaziyetlerini müşahede ederek onlardan kırk ellisinin elli sene sonra kabirde toprak olarak azap çektiklerini ve on tanesinin yetmiş seksen yaşında çirkinleşerek gençliklerinde iffetlerini muhafaza etmediklerinden herkesin nefret nazarlarını kendi üzerlerine çektiklerini Üstadımız görür. Onların o acınacak hallerine gözlerinden yaşlar akıtarak ağlar ve bu ağlayışını bir kısım hapis arkadaşları merak edip sorarlar. Üstadımız da gayet açık deliller ve kuvvetli misallerle ehl-i dalalet ve sefahetin şimdiki şu gayr-ı meşru keyiflerini ve eğlencelerini elli sene sonraki istikbal hâdisatını gösteren bir sinema bulunsa, onların bu gülmelerine ve bu gayr-ı meşru keyiflerine nefretler ve teellümlerle ağlayacaklarını izah etmiş. Ve karşısına çıkan ve sefahet ve dalaleti terviç eden insî ve bir şeytan gibi olan şahs-ı manevîyi çok cihetlerle ilzam ederek başını dağıtmış. Bu hususu merak edenler, bu Üçüncü Mesele’yi dikkatle okumalıdırlar.