DOKUZUNCU ŞUÂ:
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حٖينَ تُمْسُونَ وَحٖينَ تُصْبِحُونَ ۞ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحٖينَ تُظْهِرُونَ ... الخ
âyetine, otuz sene evvel başlanıp görülen lüzum üzerine ve haşri inkâr eden ehl-i dalalet ve ilhadın çoğalmasıyla ve tevfik-i Rabbanîyle otuz sene sonra semavî âyât-ı kübranın âyâtından birinci âyet olan
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِى الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا
اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ
ferman-ı İlahînin iki parlak ve çok kuvvetli hüccetleri ve tefsirleri bulunan Onuncu ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerle münkirleri susturdu.
Hem o iki risale iman-ı haşrînin hücum edilmez iki metin kalesi olduğunu mukaddimesiyle teyid etmekle beraber, iki noktadan birinci noktada dört delil ile iman-ı haşrînin vücuduyla cenneti tebşir eder. Ve yine iman-ı haşrîyi inkâr edenlerle cehennemin vücudunun hakkaniyetini bildirir.
İkinci Nokta: Hakikat-i haşriyenin hadsiz bürhanlarından ve sair erkân-ı imaniyeden gelen şehadetlerin hülâsasından çıkan bir bürhanı gayet muhtasar bir surette beyan etmekle, bütün enbiya, asfiya, evliyalar ve Kütüb-ü Mukaddese ile hakkalyakîn, aynelyakîn ve ilmelyakîn suretinde dâr-ı âhireti ve beka-i ruhun kat’iyetini ve mahz-ı hak ve hakikat olduğunu izah eder ve güneş gibi izhar eder.
Bu Dokuzuncu Şuâ haşrin ispatında o kadar hârika ve kat’î ve kuvvetlidir ki en muannidi dahi tasdike mecbur eder ve etmiş ve ediyor ve edecek inşâallah.
Risale-i Nur şakirdlerinden
Tahirî ve Abdullah Çavuş