İçeriğe atla
Fihrist Risalesi
Onuncu Şuâ · Sayfa 168

Ve illâ zîhayat ve zîruh içindeki imtiyazın, kemal ve saltanatın bâd-i heva olup, mahlukatın pek bedbahtı ve mevcudatın çok süflîsi ve hayvanatın en bîçaresi ve zîşuurun en hüzünlü ve gamlı ve elemlisi ve azaplısı olacağını delail-i akliye ve nakliye ve kat’iye ile tefhim ediyor.

İkinci Makam üç muktezîdir.

Birinci Muktezî: Tevhid ve vahdaniyeti aklına sığdıramayıp kabul edemeyen, bilakis şirk içine hah nâ-hah girenlere der: “Her fiil, bir fâil ister. Hâkim-i münferidliğin şe’n ve muktezîsi istiklal ve başkasının müdahalesini reddetmektir. Bir tek işte müstebidane iki âmir-i hâkim bulunamaz. Bulunsa ihtilal başlar, intizam bozulur, herc ü merc olur.” Temsilleriyle nur-u vahdeti akıl ve kalbin merkezinde ay gibi parlatır, güneş gibi şuâlandırır bir kimya-yı saadettir.

İkinci Muktezî: Vahdaniyeti kabulde akıl ve ruha son derece bir suhulet ve şirkte müşkül bir suubet bulunmasıdır. Çünkü göz önünde olan hayvanat ve nebatatın ihya ve imatesi, kendi kendine hem dava hem delildir. Bunlarda hiçbir kimsenin tesiri olamadığını ve bu ef’alin sırf bir emr-i Rabbanî ile olduğunu takdir ve tasdik edemeyen şeklen insan olanlar kendi vücudlarını divanece nefy ü inkâr etmişlerdir. Bütün mevcudatı adem-i zahirîden vücud-u hariciyeye çıkaran Zat-ı Bâri’ye intisab ve istinad, bir neferin bir kumandan-ı a’zama intisab ve istinadıyla arkasındaki küllî kuvvetlere dayanarak tek başıyla bir müşiri esir ve bir şehri tehcir ve bir kaleyi teshir ederek hârikulâde bir eseri gösterdiği gibi, Kadîr-i Mutlak’ın meşiet ve iradesiyle bir karınca bir Firavun’u, bir sinek bir Nemrut’u, bir mikrop bir cebbarı mağlup etmesi, akıl ve ruhu kendine yâr olanlar için sarsılmaz bir bürhan, feshedilemez bir ferman olduğunu vâzıhen irae eder.

Tevhidin Üçüncü Muktezîsi: Her şeyin hilkatinde, hususuyla zîhayat masnuların evsaf ve eşkalindeki alâmet-i hârikulâde o kadar acibdir ki küçük bir çekirdek bir meyvenin, bir meyve bir ağacın, bir ağaç bir nevin, bir nevi de dolayısıyla kâinatın küçük bir numunesi, bir misal-i asgarı, bir mücmel ve muhtasar fihristesi olduğunu ve bunlardan her birinin lisan-ı hal ile “Beni kim yarattı, yoktan var etti ise bütün enva ve ecnasımı da o hâlık halk etmiştir.” davasını derece-i sübuta îsal ettiğini kanaat-i tamme bahşeder bir halde beyan eder.