İçeriğe atla
Zühretü'n-Nur
Tahir Mutlu'nun Müdafaası · Sayfa 201

hizmet-i imaniyesinde, bu esas bütün mana ve şümulüyle görünür. Müddeiumumînin mevcud zannettiği veya iddia ettiği şahsî nüfuz temini, dini ve dinî hissiyatı âlet etmek, bu iki esasa taban tabana zıttır. Üstadımız Bedîüzzaman Said Nursî’nin en çok kaçındığı, reddettiği ve zerre kadar kalben dahi talep etmediği ve bütün hataların başı olarak bildiği bir şey varsa o da: Dinin âlet edilmesi suretiyle dünyevî maksatlar ve fâni umûrlar peşinde koşmaktır.

2 - Hem şahsî nüfuz temininden hem maddî ve manevî menfaat talebinden de nihayet derecede kaçan ve çekinen bir zata aynı isnadı yapmak, bir adalet adamına uygun olup olmadığını vicdanlara havale ediyorum. Çünkü Üstad, o derece Risale-i Nur’un hakikati itibarıyla şahsından feragat etmiş ve doğrudan doğruya hakikat-i Kur’aniyeye müteveccih olmuştur ki otuz beş senelik hayatı ve telifatı olan Risale-i Nur ve aynı dersi meslek ittihaz eden talebeleri, buna bir şahid-i sadıktır. Bütün iyilik, muvaffakıyet ve güzelliğin taraf-ı İlahîden ihsan edildiğini; insan ise ancak acz ve fakr ile rahmete iltica ederek, halî ve fiilî duasıyla bir iştiraki bulunduğunu ders verir.

Hem hâlis bir iman, mukaddesat-ı diniye gibi cevahir-i âliyeyi, odun parçaları hükmünde