İçeriğe atla
Tarihçe-i Hayat
KASTAMONU HAYATI · Sayfa 303

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Ben pek kat’î bir surette ve bine yakın tecrübelerim neticesinde kat’î kanaatim gelmiş ve ekser günlerde hissediyorum ki: Risale-i Nur’un hizmetinde bulunduğum günde, hizmetin derecesine göre kalbimde, bedenimde, dimağımda, maişetimde bir inkişaf, inbisat, ferahlık, bereket görüyorum. Ve çokları itiraf ediyor “Biz de hissediyoruz.” derler. Hattâ size geçen sene yazdığım gibi benim pek az gıda ile yaşadığımın sırrı, o bereket imiş.

Hem madem İmam-ı Şafiî’den rivayet var ki hâlis talebe-i ulûmun rızkına, ben kefalet edebilirim demiş. Çünkü rızıklarında vüs’at ve bereket olur.

Madem hakikat budur ve madem hâlis talebe-i ulûm unvanına Risale-i Nur şakirdleri bu zamanda tam liyakat göstermişler. Elbette şimdiki açlık ve kahta mukabil Risale-i Nur hizmetini bırakmak ve zaruret-i maişet özrüyle, maişet peşinde koşmak yerine en iyi çare, şükür ve kanaat ve Risale-i Nur talebeliğine tam sarılmaktır.

Said Nursî

***

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Risale-i Nur ve ondan tam ders alan şakirdleri, değil dünya siyasetlerine belki bütün dünyaya karşı da Risale-i Nur’u âlet edemez ve şimdiye kadar da etmemiş. Biz, ehl-i dünyanın dünyalarına karışmıyoruz. Bizden zarar tevehhüm etmek divaneliktir.

Evvela: Kur’an bizi siyasetten men’etmiş tâ ki elmas gibi hakikatleri, ehl-i dünya nazarında cam parçalarına inmesin.

Sâniyen: Şefkat, vicdan, hakikat, bizi siyasetten men’ediyor. Çünkü tokada müstahak dinsiz münafıklar onda iki ise onlarla müteallik yedi sekiz masum, bîçare, çoluk çocuk, zayıf, hasta ve ihtiyarlar var. Bela, musibet gelse o masumlar o belaya düşecekler. Belki o