İçeriğe atla
Tarihçe-i Hayat
BEDÎÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR · Sayfa 722

Böyle olduğu halde Üstadımız öyle zatların ve Risale-i Nur talebelerinin hakikatli takdir ve beyanlarına karşı hiddetlenerek, çok defa da hatırlarını kırarak der ki:

“Zaman, şahıs zamanı değil, şahs-ı manevî zamanıdır. Risale-i Nur’da şahıs yok, şahs-ı manevî var. Ben bir hiçim; Risale-i Nur, Kur’an’ın malıdır, Kur’an’dan süzülmüştür. Şeref ve hüsün Kur’an’ındır. Şahsımla, Risale-i Nur iltibas edilmiş. Meziyet, Risale-i Nur’a aittir. Risale-i Nur’un neşrindeki hârika muvaffakıyet ise Risale-i Nur talebelerine aittir. Yalnız şu kadar var ki şiddetli ihtiyacıma binaen Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Hakîm’den bana ilaç ve tiryakları ihsan etti; ben de kaleme aldım. Her nasılsa bu zamanda birinci tercümanlık vazifesi bana düşmüş. Ben de Risale-i Nur’un talebesiyim. Bir risaleyi şimdiye kadar yüz defa okuduğum halde yine okumaya muhtaç oluyorum. Ben sizlerin ders arkadaşınızım.” der.

Bedîüzzaman Said Nursî’nin cihan-şümul Kur’an ve iman ve İslâmiyet hizmetindeki müstesna muvaffakıyet ve zaferinin ve Risale-i Nur’daki kuvvetli tesiratın sırrı: Kendisinin ihlas-ı etemmi kazanmış olmasıdır. Yani yalnız ve yalnız rıza-yı İlahîyi esas maksat edinmiştir. Bu hususta: “Mesleğimizin esası, a’zamî ihlas ve terk-i enaniyettir. İhlaslı bir dirhem amel, ihlassız yüz batman amele müreccahtır. İnsanların maddî manevî hediyelerinden, hürmet ve teveccüh-ü âmmeden, şöhretten şiddetle kaçıyorum.” der. Ziyaretçi kabul etmemesinin bir hikmeti de bu sır olsa gerek. Hem ihlasa verdiği gayet fazla ehemmiyet, yüz otuz parça eserinden yalnız İhlas Risalesi’nin başına “Lâekall her on beş günde bir defa okunmalıdır.” kaydını koymasından da anlaşılıyor. “Büyük Mahkeme Müdafaatı”

______

Hâşiye: karşı müsbet ve nezih bir tarzda müdafaa etmekten men’etmek için safdillik damarlarından istifade ile böyle bir fikir ve mugalata ile Nur talebelerini aldatmaya, iğfal etmeye çalışırlar.

Evet Üstadımız Bedîüzzaman, ihlasının iktizası olarak şahsına kıymet vermeyebilir; bu hal, Üstadımızdaki yüksek bir kemalât ve âlî bir seciyenin timsalidir. O, şahsına ne kadar kıymet vermiyorsa bizim onda milyarlar derece fazla kıymet ve ehemmiyeti görmemiz, basîret ve insaniyetin muktezasıdır, bir lütf-u İlahîdir. Zira Risale-i Nur gibi parlak bir tefsir-i Kur’an olan şaheser, onun varlığından meydana gelmiş ve fışkırmıştır. Öyle bir eserin müellifiyle yalnız bugünkü âlem-i İslâm değil, yalnız asr-ı hazır beşeriyeti değil, nesl-i âtideki milyarlar kimsenin hayat ve memat davası Risale-i Nur’la alâkadardır.