Kırım’da bize yardım etmiş gibi yavelerle, bize dost olabilecek surette gösteriyorlar.
Hem Sübhan Dağı kadar, İslâmiyet’in izzet ve şerefine çalışan güruh-u mücahidîni, acib bahanelerle en fena derekesine indirip millete düşman gibi gösteriyorlar.
Hem de Avrupa’nın terbiyesinin neticesi olarak
– خُذْ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ اَحْسَنَهُ –
kaidesiyle her şeyin en iyi cihetini nazara almak maslahat iken– en fena ciheti nazara alıp mütemadiyen milleti yeise sevk ederek ruh-u cemaati öldürüyor.
Hem yine cerbeze seyyiesine, zaaf-ı akide inzimam etmesiyle, mesail-i diniyede en zayıf tarafını irae ederek dinsizliğe zemin ihzar ediyor.
Hem yine onun netaicidir ki mukteza-yı beşeriyet olan beyne’s-selef cereyan eden tenkidat-ı rakipkârane veya hakperestaneyi, sofestaîcesine bir cerbeze ile her birinin hakkında başkaların tenkidatını irae edip eâzım-ı ümmet hakkında hürmetsizlik ve emniyetsizliği telkin ederek, o vasıta ile ezhandaki İslâmiyet’in kudsiyetini sarsıyor.
İşte bunlar gibi çok mazarrat-ı azîme, şu nevi cerbezeden tevellüd ediyor.