İçeriğe atla
Sünuhat-Tulûat-İşârât
Tulûat · Sayfa 77

Mesela, bir aşiretin her bir ferdi, bir günde attığı balgamı, cerbeze ile vehmen tayy-ı mekân ederek birden bir şahısta o muhassalı temsil edip başka efradı ona kıyas ederek o nazar ile baksa…

Veyahut bir sene zarfında birisinden gelen rayiha-i keriheyi, cerbeze ile tayy-ı zaman ederek bir dakika-i vâhidede, o şahs-ı hazırda sudûrunu tasavvur etse; acaba evvelki adam ne derece müstakzer, ikinci adam ne derece müteaffin hattâ hayal gözünü kapasa vehim dahi burnunu tutsa mağaralarından kaçsalar akıl onları tevbih etmeye hakkı olmayacaktır.

İşte şu cerbezenin tavr-ı acibi; zaman ve mekânda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah perde ile her şeyi temaşa eder.

Hakikaten cerbeze, envaiyle garaibin makinesidir.

Görülmüyor mu ki cerbeze-âlûd bir âşığın nazarında, umum kâinat, birbirine muhabbet ile müncezib, rakkasane hareket edip gülüşüyor... Veyahut çocuğunun vefatıyla matem tutan bir validenin cerbeze-âlûd meyusiyeti nazarında, umum kâinat hüzün-engizane ağlaşıyor.

Herkes, istediği ve haline münasip gördüğü meyveyi koparır.