İçeriğe atla
Sünuhat-Tulûat-İşârât
Sünuhat · Sayfa 32

ve teveccüh ekseriya o şeyin kemaline nisbeten değildir, belki ona derece-i ihtiyaç nisbetindedir. Bir saatçinin bir allâmeden ziyade ücret alması bunu teyid eder.

Eğer cemaat-i İslâmiyenin hâcat-ı zaruriye-i diniyesi bizzat Kur’an’a müteveccih olsa idi, o Kitab-ı Mübin, milyonlarca kitaplara taksim olunan rağbetten daha şedid bir rağbete, ihtiyaç neticesi olan bir teveccühe mazhar olur. Ve bu suretle nüfus üzerinde bütün manasıyla hâkim ve nâfiz olurdu. Yalnız tilavetiyle teberrük olunan bir mübarek derecesinde kalmazdı.

Bununla beraber zaruriyat-ı diniyeyi, mesail-i cüz’iye-i fer’iye-i hilafiye ile mezcedip ona tabi gibi kılmakta, büyük bir hatar vardır. Zira “musavvibe”nin (*) muhalifi olan “tahtieci”lerden biri der ki: “Mezhebim haktır, hata ihtimali var. Başka mezhep hatadır, savaba ihtimali var.” Halbuki cumhur-u avam, mezhepte imtizaç etmiş olan zaruriyatı, nazariyat-ı içtihadiyeden vâzıhan temyiz etmediğinden, sehven veya vehmen tahtieyi filcümle teşmil edebilir. Bu ise hatar-ı azîmdir. Bence tahtieci, hubb-u nefisten neş’et eden “inhisar zihniyeti”

___

* “Dört mezhep de haktır. Füruatta hak taaddüd eder.” diyenlere, ilm-i usûl ıstılahınca “musavvibe” denir.