İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 244

Bir de cezbeye bir emare kendini bir mezar taşı gördüğüm, beyan edilmiş. Ben bu muhterem zatların bu acelelik ile hükümlerine otuz sene evvel söylediğim bu fıkrayı tekrar ediyorum:

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde Said’den altmış dokuz emvat bâ-âsam âlâma

Yetmişinci olmuştur o mezara bir mezar taş, beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm’a

Ümidim var ki istikbal semavatı zemin-i Asya, bâhem olur teslim yed-i beyza-i İslâm’a

Zira yemin-i yümn-ü imandır, temin eder emn-ü eman-u emniyeti enama.

Hem cezbeye bir emare olarak kedisinin “Yâ Rahîm” dediğini işitmesini beyan etmişler. Buna cevaben latîf bir vakıa beyan ediyorum: Bir vakit “Kedilere ne için mübarek denilmiş, halbuki insana karşı sadakati yok bir canavar görünüyorlar?” dediğimin gecesinde, kedi yavrusundan birisi yastığıma gelip ağzını kulağıma yapıştırdı “Yâ Rahîm Yâ Rahîm” deyip taifesine karşı tahkirimi yüzüme vurdu. Manen, biz her iyiliği Rahîm’den biliyoruz, it gibi esbaba perestiş etmiyoruz, onun için bize mübarek, onlara pis denilmiş diye hatırıma geldi. Sabahleyin bana hizmet eden Hâfız Tevfik, Süleyman, Abdullah Çavuş, merhum Hâfız Ahmed ve merhum Mustafa Çavuş daha başkaları yanıma geldiler. Vak’ayı söyledim, Abdurrahîm namını alan bir yaşındaki o kediyi okşadım. Onlar aynen benim gibi “Yâ Rahîm Yâ Rahîm”i Abdurrahîm’den işittiler. Sonra başka kedilere baktık, onların da mırmırları dikkatle dinlenilse “Yâ Rahîm”dir. Fakat Abdurrahîm gibi safi değildirler.

Yalnız bir noktada Risale-i Nur’a bir haksızlık olduğu cihetle hatırlatmak lâzımdır. Şöyle ki:

Muhterem ehl-i vukufun yüz yirmi yedi ilmî risaleleri tam takdir ile ve vâkıfane olduğunu beyan ettikleri yerde, yalnız üç küçük mahrem risaleleri gayr-ı ilmî ve şaşırtıcı ve normal olmadığı bir halde olmasına mukabil tutmaları, Risale-i Nur’un yüz yirmi yedi risalesini –onlarca musaddak– yüksek kıymetlerine ve binler hakikatlerine karşı üç ve dört risalenin –onlarca şaşırtıcı– üç dört meseleleri mukabil tutulmaz, diye o zatlara hatırlatıyorum.