İçeriğe atla
Sirâcünnur
On İkinci Şuâ · Sayfa 213

ettim. Yalnız bazı zalim ve insafsız memurlar, bana dünyaya bakacak iki üç risaleleri yazdırdılar.

Sonra bazı zatlar, âhir zaman hâdisatını haber veren müteşabih hadîsleri sual etmek münasebetiyle, o eski risalenin aslını tanzim ettim. Risale-i Nur’un Beşinci Şuâı namını aldı. Risale-i Nur’un numaraları, telif tertibiyle değil. Mesela, Otuz Üçüncü Mektub, Birinci Mektub’dan daha evvel telif edilmiş ve bu Beşinci Şuâ’nın aslı gibi Risale-i Nur’un bir kısım eczaları, Risale-i Nur’dan evvel telif edilmiş. Her ne ise…

Bu makamda bir müddeiumumînin, Mustafa Kemal’e dostluğu taassubuyla, kanunsuz ve lüzumsuz ve yanlış itiraz ve sualleri beni bu saded harici izahatı vermeye mecbur eyledi. Ben onun, adliye kanunu namına tamamen şahsî ve kanunsuz bir sözünü misal olarak beyan ederim.

O dedi: “Beşinci Şuâ’da sen hiç kalben nedamet etmedin mi ki onu rakıdan ve şaraptan su tulumbası gibi tabirler ile tezyif etmişsin?”

Ben bu bütün bütün manasız ve yanlış dostluk taassubuna mukabil derim: Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez, yalnız bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun bütün ganimeti, malları, erzakları bir kumandana verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır.

Evet nasıl o insafsız, o çok kusurlu adamı sevmemekle beni ittiham etti, âdeta vatan haini yaptı. Ben de onu, orduyu sevmemekle ittiham ediyorum. Çünkü bütün şerefi ve manevî ganimeti o dostuna verip orduyu şerefsiz bırakıyor. Hakikat ise müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate, orduya tevzi edilir ve menfî tahribat ve kusurlar başa verilir.

Çünkü bir şeyin vücudu, bütün şeraitin ve erkânının vücudu ile olur ki kumandan yalnız bir şarttır. Ve o şeyin ademi ve bozulması ise bir şartın ademi ile ve bir rüknün bozulması ile mahvolur, bozulur. O fenalık başa, reise verilebilir. İyilikler, haseneler, ekseriyetle müsbet ve vücudîdir. Başlar sahip çıkamazlar. Fenalıklar ve kusurlar, ademîdir ve tahribîdir. Reisler mes’ul olurlar.

Hak ve hakikat böyle iken nasıl ki bir aşiret fütuhat yapsa “Âferin Hasan Ağa!”, eğer mağlup olsa “Tuh!” diye aşiret tezyif edilir, bütün bütün hakikatin aksine hükmedilir. Aynen öyle de beni ittiham eden o müddeî bütün bütün hakkın ve hakikatin aksine bir hatasıyla, güya adliye namına hükmetti.