Yani “İşte Risale-i Nur’un sözleri harfleri ki onlara işaretler eyledik. Sen onların hâssalarını topla ve manalarını tahkik eyle. Bütün hayır ve saadet, onlarla tamam olur.” der. “Harflerin manalarını tahkik et.” karinesiyle manayı ifade etmeyen hecaî harfler murad olmadığına belki “kelimeler” manasındaki “Sözler” namıyla risaleler muraddır.
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَسٖينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا
لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
***
بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
Resmî bir ciddi hasbihalimi ve ehemmiyetli şekvalarımı, Denizli Mahkemesinin reislerine ve müddeiumumîsine ve sorgu hâkimlerine takdim ediyorum.
Efendiler! Yirmi seneden beri hayat-ı içtimaiyeyi –âhiret hesabına olmadan– alâkası ve düşüncesi beni incittiğinden bilemiyorum. İfadedeki kusurlarıma bakmayınız, affediniz.
Ben dokuz sene evvel dünyaca bir büyük adamın evhamına uğradım. Yüz risalelerimi tetkikten sonra yalnız bir risalemin bir iki meselesiyle bir sene ceza verdiler. Ben de hem o cezayı hem sekiz sene bir haps-i münferid hükmünde bir odada, karakol karşısında, yalnız vakit geçirdim. Tâ ki ehl-i siyasetin evhamına dokunacak bir halim bulunmasın. Kastamonu hükûmeti ve adliyesi ve zabıtası beni tasdik eder. Ve o cezadan sonra çok defa menzilimi taharrilerde karışık bir halim görünmedi ve bulunmadı. Eğer bulunsa idi ve Kastamonu hükûmeti bilmedi veya aldırmadı, benden ziyade onlar mes’ul olur. Madem hükûmet prensibi Cumhuriyetin serbestiyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere, sefahetçilere ilişmiyor, elbette mümkün olduğu kadar dünyaya ve siyasete karışmayan dindarlara da o prensip hükmüyle ilişmez ve ilişmemeli.
Kastamonu’da sekiz sene nezaret ve tarassud altındaki hayatım, zabıta ve adliyenin tasdikiyle sabittir ki şimdi bana ilişenler,