yazılan Beşinci Şuâ, farz-ı muhal olarak, dünyaya ve siyasete baksa ve bu zamanda yazılsa da madem gizlidir (1) ve neşredilmiyor (2) ve taharriyatta bizde bulunmadı (3) ve gaybî haberleri doğrudur (4) ve imanî şüpheleri izale eder (5) ve asayişe dokunmuyor (6) ve mübareze etmiyor (7) ve yalnız ihbar eder (8) ve şahısları tayin etmiyor (9) ve ilmî bir hakikati, küllî bir surette beyan eder (10).
Elbette o hakikat-i hadîsiye bu zamanda dahi bir kısım şahıslara mutabık çıksa ve münakaşaya sebep olmamak için tam mahrem tutulsa (11) adalet cihetinde hiçbir vecihle bir suç teşkil etmez (12).
Hem bir şeyi reddetmek ayrıdır ve ilmen kabul etmemek veya amel etmemek bütün bütün ayrıdır (13). O risale, yakın bir istikbalde gelecek bir rejimi ilmen kabul etmiyor (14) diye bir suç olduğuna, dünyada adliyelerin bir kanunu bulunmasına ihtimal vermiyoruz.
Elhasıl: Hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren ve lezzetini imha eden küfr-ü mutlakı otuz seneden beri köküyle kesen (1) ve tabiiyyunun dehşetli bir fikr-i küfrîlerini öldürmeye muvaffak olan (2) ve bu milletin iki hayatının saadet düsturlarını hârika hüccetleriyle parlak bir surette ispat eden (3) ve Kur’an’ın hakikat-i arşiyesine dayanan (4) Risale-i Nur, böyle küçük bir risalenin bir iki maddesiyle değil belki bin kusur dahi olsa onun binler büyük haseneleri onları affettirir diye dava ediyoruz ve ispatına dahi hazırız.
Üçüncü Sual: Bir mektubun yirmi kelimesinde beş kelime kusurlu görülse o beş sansür edilir. Mütebâkisine izin vermek bir düstur iken, Eskişehir Mahkemesinin dört ay tetkikten sonra, yüz bin kelime içinde zahirî nazarda zararlı tevehhüm edilen yalnız on beş kelimeden başka bulmamasıyla ve şimdiye kadar yüz binler adamın ıslahına vesile olmasıyla, vatana ve millete bin büyük menfaati tahakkuk eden Risale-i Nur’a, küçük bir hizmet eden veya kendi imanını kurtardığı için bir risalesini yazan ve hatta Abdullah Çavuş gibi on beş sene evvel yalnız şahsıma yemek pişirmek gibi rıza-i İlahî için hizmet eden bîçareleri bu iş mevsiminde taht-ı tevkife almak, hükûmet-i cumhuriyenin hangi prensibiyle kabil-i tevfik olabilir? Ve hangi kanunu, müsaade etmeye imkânı var?
Madem cumhuriyet prensipleri hürriyet-i vicdan kanunuyla dinsizlere ilişmiyor, elbette mümkün olduğu kadar dünyaya karışmayan ve ehl-i dünya ile mübareze etmeyen ve âhiretine ve imanına