İçeriğe atla
Sikke-i Tasdik-i Gaybî
RİSALE-İ NUR’DAN PARLAK FIKRALAR VE BİR KISIM GÜZEL MEKTUPLAR 1 · Sayfa 60

Ve madem zahiren ondan daha ileri, o vazifeyi ağır şerait altında yapanları görmüyoruz.

Ve madem âyetler, sair kelâmlar gibi cüz’î bir manaya münhasır olamaz.

Ve madem delâlet-i zımnî ve işarî ile kaideten mefhum-u kelâmda dâhil oluyor.

Ve madem Necmeddin-i Kübra ve Muhyiddin-i Arap gibi çok ehl-i velayet, mana-yı zahirîden başka bâtınî ve işarî manalar ile ekser âyâtı tefsir etmişler; hattâ tefsirlerinde Musa (as) ve Firavun’dan murad, kalp ve nefistir dedikleri halde ümmet onlara ilişmemiş; büyük ulemadan çokları onları tasdik etmişler.

Elbette âyetin delâlet-i zımnî ile Risale-i Nur’a kuvvetli karinelerle işareti kat’îdir, şüphe edilmemek gerektir.

Tahlil: قَدْ جَٓاءَكُمْ yüz altmış dokuz. مِنَ اللّٰهِ yüz elli yedi. نُورٌ tenvin ile beraber üç yüz altı. Ve وَكِتَابٌ مُبٖينٌ altı yüz otuz bir. يَهْدٖى بِهِ اللّٰهُ yüz üç . Yekûnü, bin üç yüz altmış altı. Eğer meddeler, okunmayan hemzeler sayılmazsa bu seneki muharrem tarihine yani bin üç yüz altmış ikiye (1362) tamam tevafuk eder. Eğer مُبٖينٌ deki tenvinde vakfedilse bin üç yüz on altıdır (1316) ki hem Risale-i Nur’un mukaddimatına hem tenvin ile tekemmülüne ve Birinci Şuâ’da beyan edildiği gibi çok âyâtın ehemmiyetle gösterdikleri aynı meşhur tarihe tevafuk eder.

***

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Ben, senin içtihadında hata var diyenlere ve ispat edenlere teşekkür edip ruh u canla minnettarım. Fakat şimdiye kadar o içtihadımı tamamıyla kanaatle tam tasdik edenler, binler ehl-i iman ve onlardan çokları ehl-i ilim tasdik ettikleri ve ben de dehşetli bir zamanda