Evet, Üstadım bana Mu’cizat-ı Ahmediye’yi, kardeşim Hüsrev tarzında yaz diyordu. Ben –yani Feyzi– bir parça tembellik ettim. Birden 28’lilerle askere istenildim. Yine Üstadım dedi: “Git Mu’cizat-ı Ahmediye’yi (asm) yaz, seni şimdi vermeyeceğim.” Sonra başladım. O emir bir hafta geri kaldı. Tekrar bir arıza ile nasılsa Mu’cizat-ı Ahmediye’nin (asm) yazılması noksanlaştı. Tekrar askere çağrıldım. Üstadım: “Git yaz!” dedi. Ben gidip kemal-i ciddiyet ve sadakatle Mu’cizat-ı Ahmediye’yi (asm) yazmaya başladım. Fevka’l-me’mul, ikinci defa emir geri kaldı. Tekrar bir mazerete binaen Mu’cizat-ı Ahmediye’yi (asm) yazamadım. Üstadım dedi: “Madem Mu’cizat-ı Ahmediye’yi (asm) yazmakta tekâsül ettin, şimdi senin vazifen, Risaletü’n-Nur hesabına askerliktedir.” Birden emir gelip bir şefkat tokadı yeyip vazifeme gönderildim. Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun, mümkün olduğu kadar Risaletü’n-Nur’a çalıştım ve çalıştırıldım. Üstadım bize söylediği gibi altı yedi ay sonra terhis edilip sevgili Üstadıma, Risaletü’n-Nur’un kudsî vazifesine kavuştum. İnşâallah bu kabahatim affolmuştur.
Hem Risaletü’n-Nur’da hem hizmet-i Kur’aniyede bizleri sebkat eden Hüsrev, Rüşdü, Hâfız Ali, Hulusi, Sabri gibi hâlis Kur’an şakirdlerini ve kıymettar kardeşlerimi şefaatçi ederek o kusurumun affını bütün ruhumla Kur’an’dan ve Üstadımdan rica ediyorum. Ben itiraf ediyorum ki tembelliğimin cezası olarak fevka’l-me’mul bir şefkat tokadı yedim.
Risale-i Nur’un tembel bir şakirdi fakat elmas kalemli kardeşlerinin gayret ve faaliyetiyle iftihar eden
Mehmed Feyzi
***
Risale-i Nur şakirdlerinden Mehmed Feyzi ve emsaline hitaben beyan edilen bir hakikattirKardeşim Feyzi!
Madem sen, Isparta vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsun, tam onlar gibi olmalısın. Eskişehir Hapishanesinde –Allah rahmet etsin– mühim bir şeyh-i mürşid ve cazibedar bir Nakşî