noktalar ile cam gibi maverasından ıttıla-ı tam ve melekeyi gösteren fezlekeler mümkün değildir. Evet, kelâm-ı vâhid iki mütekellimden çıkarsa birinin cehline ve ötekisinin ilmine bazı umûr-u mermuze-i gayr-ı mesmua ile delâlet eder.
İşaret ve İrşad ve Tenbih:
Ey benimle şu kitabın evvel-i menazilinden hayaliyle seyr ü sefer eden birader-i vicdan! Geniş bir nazar ile nazar et ve muvazene et. Kendi hayalinde muhakeme etmek için bir meclis-i âliyeyi teşkil et. Sonra da mukaddimat-ı isna aşerden müntehabatını davet et, hazır olsunlar. Sonra da şu kaidelerle müşavere et! İşte:
Bir şahıs çok fünunda mütehassıs ve meleke sahibi olmaz.
Hem de bir kelâm iki mütekellimden mütefavittir, başkalaşır.
Ve hem de fünun, mürur-u zaman ile telahuk-u efkârın neticesidir.
Hem de müstakbeldeki bedihî bir şey, mazide nazarî olabilir.
Hem de medenilerin malûmu, bedevîlere meçhul olabilir.
Hem de maziyi, müstakbele kıyas etmek, bir kıyas-ı hâdi’-i müşebbittir.
Hem de ehl-i veber ve bâdiyenin besateti ise ehl-i meder ve medeniyetin hile ve desaisine mütehammil değildir. Evet, neam; hile medeniyetin perdesi altında tesettür edebilir.
Hem de pek çok ulûm, âdât ve ahval ve vukuatın telkinatıyla teşekkül edebilir.
Hem de beşerin nur-u nazarı, müstakbele nüfuz edemez. Müstakbele mahsus olan şeyleri göremez.
Hem de beşerin kanunu için bir ömr-ü tabiî vardır. Nefs-i beşer gibi o da inkıta eder.
Hem de muhit, zaman ve mekânın, nüfusun ahvalinde büyük bir tesiri vardır.
Hem de eskide hârikulâde olan şeyler, şimdi âdi sırasına geçebilir. Zira mebâdi tekemmül etmişler.
Hem de zekâ eğer çendan hârika olsa da bir fennin tekmiline kâfi değildir. Nasıl çok fenlerde kifayet edecektir?