İçeriğe atla
Muhâkemat
Unsuru’l-Akide · Sayfa 124

ilmine delâlet ettiği halde; öteki mütekellim şu noktaları ihmal ettiği için sathiyetine ve taklidiyetine delâlet eder. Halbuki kelâm yine o kelâmdır. Eğer aklın bunu fark etmezse ruhun hisseder.

Üçüncüsü: İkinci Mukaddime’de geçtiği gibi bir iki asır evvel hârika sayılan keşif bu zamana kadar mestûr kalsaydı, tekemmül-ü mebâdi cihetiyle bir çocuk da keşfedebildiğini nazara al. On üç asır geri git, o zamanların tesiratından kendini tecrit et, dehşet-engiz olan Ceziretü’l-Arap’ta otur, dikkatle temaşa et, görürsün ki:

Ümmi, tecrübe görmemiş, zaman ve zemin yardım etmemiş tek bir adam ki yalnız zekâya değil belki gayet kesîr tecarübün mahsulü olan fünunun kavaniniyle öyle bir nizam ve adaleti tesis ediyor ki istidad-ı beşerin kameti, netaic-i efkârı teşerrübünden tekebbür ederse o şeriat dahi tevessü ederek ebede teveccüh eder. Kelâm-ı Ezelî’den geldiğini ilan etmekle beraber, iki âlemin saadetini temin eder. İnsaf edersen, bu ise yalnız o zamanın insanlarının değil belki nev-i beşerin tavkı haricinde göreceksin. Meğer evham-ı seyyie, senin şu tarafa müteveccih olan fıtratının tarfını (*) çürütmüş ola…

Dördüncüsü: Onuncu Mukaddime’de geçtiği gibi hem de ikinci nokta-i itirazın cevabında da geleceği gibi şudur ki: Cumhurun istidad-ı efkârı derecesinde şeriatın irşad etmesidir. Şöyle ki:

Cumhurun âmîliği için hakaik-i mücerredeyi; me’lufları vasıta olmaksızın adem-i telakkileri sebebiyle, müteşabihat ve teşbihat ve istiarat ile tasvir etmesidir. Hem de fünun-u ekvanda cumhurun, hiss-i zahir sebebiyle hilaf-ı vakii zarurî telakki etmekle beraber, mebâdi basamakları adem-i in’ikad ve tekemmülünden, mağlataların vartalarına düşmemek için şeriat öyle mesailde ibham etti ve mutlak bıraktı lâkin hakikati îmadan hâlî bırakmadı.

Vehim ve Tenbih:

Resul-i Ekrem’in her bir fiil ve her bir halinde sıdk lemean eder. Fakat her fiili ve her hali hârika olmak lâzım değildir. Zira izhar-ı hârika tasdik-i müddea içindir. Hâcet olmadığı veya münasip olmadığı vakitte cereyan-ı umumiyeye mütâbaatla, kavanin-i âdâtullaha destedâd-ı teslim oluyor. Hem de öyle olmak gerektir.

___

* Dikkat lâzımdır.