İçeriğe atla
Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi
Yirmi Beşinci Söz · Sayfa 111

İşte o Kur’an-ı Mübin, yirmi senede hâcetlerin mevkileri itibarıyla necim necim olarak, müteferrik parça parça nüzul ettiği halde, öyle bir kemal-i tenasübü vardır ki güya bir defada nâzil olmuş gibi bir münasebet gösteriyor.

Hem o Kur’an, yirmi senede hem muhtelif, mütebayin esbab-ı nüzule göre geldiği halde, tesanüdün kemalini öyle gösteriyor; güya bir sebeb-i vâhidle nüzul etmiştir.

Hem o Kur’an, mütefavit ve mükerrer suallerin cevabı olarak geldiği halde, nihayet imtizaç ve ittihadı gösteriyor. Güya bir sual-i vâhidin cevabıdır.

Hem Kur’an mütegayir, müteaddid hâdisatın ahkâmını beyan için geldiği halde, öyle bir kemal-i intizamı gösteriyor ki güya bir hâdise-i vâhidin beyanıdır.

Hem Kur’an mütehalif, mütenevvi halette hadsiz muhatapların fehimlerine münasip üsluplarda tenezzülat-ı kelâmiye ile nâzil olduğu halde, öyle bir hüsn-ü temasül ve güzel bir selaset gösteriyor ki güya halet birdir, bir derece-i fehimdir; su gibi akar bir selaset gösteriyor.

Hem o Kur’an mütebaid, müteaddid muhatabîn esnafına müteveccihen mütekellim olduğu halde, öyle bir suhulet-i beyanı, bir cezalet-i