çoktur. Vukuundan evvel onları bilmek elîmdir. İşte bu sır içindir ki ölüm ve ecel, mübhem bırakılmış ve insanın başına gelecek musibetler dahi perde-i gaybda kalmış.
İşte hikmet-i Rabbaniye ve rahmet-i İlahiye böyle iktiza ettiği için Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın ümmetine karşı ziyade hassas merhametini ziyade rencide etmemek ve âl ü ashabına karşı şedit şefkatini fazla incitmemek için vefat-ı Nebevî’den sonra, âl ü ashabının ve ümmetinin başlarına gelen müthiş hâdisatı, umumiyetle ve tafsilatıyla göstermemek (Hâşiye) mukteza-yı hikmet ve rahmettir. Fakat yine bazı hikmetler için mühim hâdisatı –fakat dehşetli bir surette değil– ona talim etmiş. O da ihbar etmiş.
Hem güzel hâdiseleri kısmen mücmel, kısmen tafsil ile bildirmiş. O da haber vermiş.
___
Hâşiye: Zat-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâma Âişe-i Sıddıka’ya karşı ziyade muhabbet ve şefkatini rencide etmemek için Vak’a-i Cemel hâdisesinde o bulunacağı kat’î gösterilmediğine delil ise Ezvac-ı Tahirat’a ferman etmiş ki: “Keşke bilseydim hanginiz o vak’ada bulunacak?” Fakat sonra, hafif bir surette bildirilmiş ki Hazret-i Ali’ye (ra) ferman etmiş: “Senin ile Âişe beyninde bir hâdise olsa فَارْفَقْ وَ بَلِّغْهَا مَاْمَنَهَا ”