koydu, yine tesbih ettiler. Sonra aldı yere koydu, sustular. Sonra yine aldı, Hazret-i Osman’ın eline koydu, yine tesbihe başladılar. Sonra Hazret-i Enes ve Ebu Zer diyorlar ki: “Ellerimize koydu, sustular.”
Üçüncü Misal: Hazret-i Ali ve Hazret-i Câbir ve Hazret-i Âişe-i Sıddıka’dan nakl-i sahih ile sabittir ki: Dağ, taş, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma “Esselâmü aleyke yâ Resulallah” diyorlardı.
Hazret-i Ali’nin tarîkında diyor ki: Bidayet-i nübüvvette, nevahi-i Mekke’de, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ile beraber gezdiğimizde, ağaç ve taşa rast geldiğimiz vakit “Esselâmü aleyke yâ Resulallah” diyorlardı.
Hazret-i Câbir, tarîkında der ki: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm taş ve ağaca rast geldiği vakit, ona secde ediyordular; yani inkıyad edip “Esselâmü aleyke yâ Resulallah” diyordular. Câbir’in bir rivayetinde, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ferman etmiş:
اِنّٖى لَاَعْرِفُ حَجَرًا كَانَ يُسَلِّمُ عَلَىَّ
Bazıları demişler ki: O, Hacerü’l-Esved’e işarettir.
Hazret-i Âişe’nin tarîkında demiş: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ferman etmiş: