daha güzel, sanatça daha tam oldukları halde bunların ömrü kısa onlarınki uzun, bunların zahiren menfaatleri yok onlarınki var. İşte bu hal, hilkat-i eşyada Sâni’in külfeti olmadığına ve her şeyin vücuda gelmesi ancak “Kün” emriyle olduğuna bâhir bir bürhandır.
يَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ ۞ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ
İ’lem eyyühe’l-aziz!
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَٓائِهِمْ مُحٖيطٌ Evet Allah; ilmi, iradesi, kudreti ve sair sıfâtıyla muhittir. Daire-i ihatasından hariç bir şey yoktur. Fakat insan cüz’î ve kısa zihniyle Allah’ın azametine ve şemsin etrafında seyyaratı tedvir ettiğine bakarken mesela, arı gibi küçük hayvanlar ile iştigal etmesini uzak görüyor. Çünkü Vâcibü’l-vücud’u, mümkine kıyas ediyor. Halbuki bu kıyasa göre küçük hayvanlara büyük bir zulüm olur. Çünkü onlar da
وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
kaziyesince Hâlıklarını tesbih etmekle, Allah’tan maada kimseyi Rab tanımıyorlar. Binaenaleyh büyüğün küçüğe tekebbür etmeye hakkı yoktur.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Umumî olan bir in’am ile inayet-i şahsiye arasında münafat yok. Mesela, bir ziyafete yapılan umumî bir davet altında şahıslar da davet edilmiş olur. Yani bu ziyafet umumî olduğundan davet umumiyette kalır, şahıslar nazara alınmıyor, denilemez. Binaenaleyh Allah’ın nimetleri vakıf malı veya nehir suyu gibi umumî olup in’amında şahıslar kasdedilmemiş değildir. Ancak o umumiyette hususiyet de maksuddur. Binaenaleyh eşhas, o umumî in’amda kasdedilmediklerinden o nimetlere karşı şükretmeye mükellef olmadıklarına zehab etmek hatadır.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Yarın seni zillet ve rezaletlere maruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini, bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü o, seni terk etmeden evvel sen, onu terk edersen hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet makûse olursa kaziye de makûse olur.