İkinci Risale Olan İkinci Kısım
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذٖٓى اُنْزِلَ فٖيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ
وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ
âyetinin bir sırrını, sıyam-ı ramazanın yetmiş hikmetlerinden dokuz hikmetinin beyanıyla o sırr-ı azîmi tefsir ediyor. O dokuz hikmet, o kadar hakiki ve kuvvetli ve cazibedardırlar ki Müslüman olmayan da onları görse oruç tutmak için büyük bir iştiyak ve bir hevese gelir. Kendine Müslüman deyip oruç tutmayanların, bu hikmetlere karşı hacalet ve hatalarından ezilmeleri lâzım gelir.
Üçüncü Risale Olan Üçüncü Kısım
Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın enva-ı i’cazından göz ile görünecek kısmının beş altı vechinden bir vechini, yeni bir Kur’an’ı yazmakla göstermeye dairdir. Lillahi’l-hamd, öyle bir Kur’an yazıldı. Ümmetçe Hâfız Osman hattıyla makbul Kur’an’ın aynı sahifelerini ve satırlarını muhafaza etmekle beraber lafzullah, mecmu Kur’an’da iki bin sekiz yüz altı defa tekerrür ettiği halde; nadir ve nükteli müstesnalar hariç kalıp mütebâkisi tevafuk ettiğini anladık, sahife ve satırlarını tağyir etmedik. Yalnız biz tanzim ettik. O tanzimden hârika bir tevafuk tezahür etti. Yazdığımız Kur’an’ın parçalarını bir kısım ehl-i kalp görmüş, Levh-i Mahfuz hattına yakın olduğunu kabul etmişler.
Bu risale ise tevafukat-ı Kur’aniyeye dair olduğu münasebetiyle, sırf bir işaret-i gaybiye olarak, hiçbirimizin haberimiz olmadan, iptida telif ve birinci tesvidinde on bir “Kur’an” kelimesi; bir tek sahifede, birer satırda, bir sırada hatt-ı müstakim ile tevafukları, tevafuk-u Kur’aniyedeki lem’a-i i’caziyenin bir şuâı şu risalede bu hârika letafeti gösterdiğini, görenlere kanaat geldi.
Bu Üçüncü Kısmın mütebâki meseleleri ile Dördüncü Kısım tevafukata dair olduğu için tevafukata dair olan fihriste ile iktifa edilmiştir.
Dördüncü Kısım Olan Dördüncü Risale
Üç nüktedir.
Birinci Nükte: Kur’an’da “Kur’an” kelimesinin çok sırlarından bir sırrını, altmış dokuz âyât-ı azîmede latîf ve manidar, sahifeler arkasında birbirine tevafukla baktıklarını ve o âyât-ı azîmenin