halde اَلرَّاضٖى بِالضَّرَرِ لَا يُنْظَرُ لَهُ sırrıyla hiç acınmaya müstahak olamaz. Çünkü zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir.
Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin, âmin!
***
Aziz, sıddık, Risale-i Nur şakirdleri kardeşlerim!
Risale-i Nur şakirdlerinin zayıf kısımlarına zarar veren, hatıra gelmeyen, ihtiyar bir zat tarafından bir itiraz münasebetiyle ve o gibi itirazların esasını kesecek bir hakikati beyan etmeye mecbur oldum. Evvelce birisine dediğim gibi bunu tekrar ediyorum:
Hem mûcib-i taaccüb hem medar-ı teessüftür ki: Ehl-i hakikat, ittifaktaki fevkalâde kuvveti zayi ettikleri ve ziya’ıyla mağlup oldukları halde; ehl-i nifak ve dalalet, meşrebine zıt olduğu halde, ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar. Yüzde on iken doksan ehl-i hakikati mağlup ediyorlar.
Ve en ziyade medar-ı taaccüb ve medar-ı hayret şudur ki: En ziyade muavenet ve teşvik beklediğimiz ve onlar da o yardıma İslâmiyetçe ve meslekçe ve vazife-i diniyece mükellef oldukları bize yardımı yapmayıp bilakis yanlış anlamasına binaen, Risale-i Nur’un hizmetine fütur verecek bir tarzda, mevki-i içtimaiyelerinin ehemmiyetine istinaden itiraz etmişler. Bir hakikate dair beyanata itiraz etmişler.
Ben bilmiyorum hangi meseledir, hangi âyete dairdir. Olsa olsa gayet mahrem kısmından olan Birinci Şuâ namında İşarat-ı Kur’aniye’den bir meseleye dair olacaktır. Bu âciz kardeşiniz hem o eski dost zata hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki:
Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın feyziyle Yeni Said, hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe bürhanlar zikrediyor ki değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir.