İçeriğe atla
İşârâtü'l-İ'câz
SURE-İ BAKARA · Sayfa 230

Mesela, şems; âkıl, ihtiyar ve irade sahibi farz edilse ziyasını bütün âleme neşrettiği bir sırada pis, mülevves bir zerre de onun ziyasından istifade ettiği vakit, şemse karşı “Ne için bu pis, bu mülevves zerre ile meşgul oldu ve ne için ona ziyasını verdi?” diye itiraz edilebilir mi? Hâşâ! Şemsin azametine bir nakîse gelir mi? Yok.

Binaenaleyh gayet büyük olan bu âlemi, büyük bir sanat ile ve büyük bir ihtimamla halk ettiği gibi cevher-i fert ile tabir edilen zerre de onun destgâh-ı kudretinden çıkan bir eser-i sanatıdır. Çünkü o büyük kudretin nazarında cevahir-i fert, yani zerrelerle nücum-u seyyare, yani gezici yıldızlar müsavidirler. Zira o büyük Allah’ın kudreti, ilmi, iradesi, kelâmı, zatî sıfatlarıdır. Zat-ı Akdes’e lâzımdırlar. Onlarda teceddüd yok, ziyade ve noksan olmaya kabiliyet yok, tagayyürleri yok ki mertebeleri olsun. Maahâzâ acz bu sıfatların zıddı olduğundan onların içine girip oturamaz.

Binaenaleyh kudret-i İlahiyede zerre ile şems arasında fark yoktur. Mesela, terazinin her iki gözünde iki güneş veya iki zerre bulunduğu farz edilse aralarında müsavat ve muvazene bulunduğundan hariçten bir kuvvet bir gözüne basarsa öteki göz havaya kalkar. İster o gözde zerre olsun, ister güneş olsun, o kuvvete göre farkları yoktur; ikisi de birdir. Kezalik mümkin olan bir şeyin tarafeyni yani vücud ve ademi arasında, terazinin gözleri gibi müsavat olduğundan kudret-i ezeliye hangi tarafa basarsa öteki taraf heba gibi havaya kalkar. Güneş, sinek, zerre bu hususta hepsi de birdir.

Hülâsa: Zerre gibi küçük şeyler veya âdi fiiller, Hâlık’ın halkıyla vücuda geldikleri için onun daire-i ilminde dâhil oldukları bedihîdir. Bu itibarla onlardan bahsetmekte bilbedahe müşahat (münakaşa etmek) yoktur. Kur’an-ı Kerîm

اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطٖيفُ الْخَبٖيرُ

âyetiyle bu sırra işaret etmiştir. Yani halk eden Hâlık, mahlukunu bilmez mi ve bilmemesinin imkânı var mı? Öyle ise mahlukundan ne için bahsetmesin, ne için mahlukuyla konuşmasın?

İkinci Mugalata: Onlar “Kur’an’ın üslupları ve şivesi altında bir insanın timsali görünür.” diyorlar. Çünkü Kur’an’da bahsedilen âdi işler ve hakir şeyler, insanların arasında yapılan muhavere ve konuşmalar gibidir.

Bu cahil herifler bilmezler mi ki söylenilen bir kelâm, bir cihetten mütekellimine bakarsa birkaç cihetten de muhatabına bakar. Çünkü