İçeriğe atla
İşârâtü'l-İ'câz
SURE-İ BAKARA · Sayfa 167

malûmiyeti var, başka cihetten malûmiyeti yoktur. Binaenaleyh burada رَبَّ kelimesinin اَلَّذٖى ile vasıflandırılması Cenab-ı Hakk’ın marifeti, hakikatiyle olmayıp ancak ef’al ve âsârıyla olduğuna işarettir.

İcad, inşa veya başka bir kelimeye tercihen yaratılışın güzel şeklini ifade eden خَلَقَ tabiri, insanlardaki istidadın sedad ve istikametçe ibadete elverişli olduğuna işarettir.

Ve keza ibadet, yaratılışın ücreti ve neticesidir. Bu itibarla sevap, ibadetin ücreti olmayıp ancak Cenab-ı Hakk’ın kereminden olduğuna işarettir.

وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ : Merci ve medlûlünün adem-i malûmiyetine delâlet eden اَلَّذٖينَ evvelki insanların ölüm ile mahvolup gittiklerine ve onların ahvalini bildirecek bir bilgi olmadığına ve yalnız sizin gibi bir kısım mahluklar onların yerlerine gelmekle, o mahvolan insanların tarifleri mümkün olduğuna işarettir.

لَعَلَّ : لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ kelimesi ümit ve recayı ifade ediyor. Fakat bu mana –hakikatiyle– Cenab-ı Hak hakkında istimal edilemez. Binaenaleyh ya mecazen istimal edilecektir. Veya muhataplara veyahut sâmi’ ve müşahitlere isnad edilecektir.

Mana-yı mecaziyle Cenab-ı Hak hakkında isnad edilmesi şöyle tasvir edilir:

Nasıl ki bir insan bir iş için bir adamı teçhiz ettiği zaman, o işin o adamdan yapılmasını ümit eder. Kezalik –bilâ-teşbih– Cenab-ı Hak insanlara kemal için bir istidat, teklif için bir kabiliyet ve bir ihtiyar vermiştir. Bu itibarla Cenab-ı Hak, insanlardan o işlerin yapılmasını intizar etmektedir, denilebilir.

Bu teşbih ve istiarede,

hilkat-i beşerdeki hikmetin takva olduğuna

ve ibadetin de neticesi takva olduğuna

ve takvanın da en büyük mertebe olduğuna işaret vardır.