tam nefsini mağlup etmeyen insanlara bir maksat olup uhrevî a’maline bir sebep teşkil eder, ihlası kırılır. Çünkü amel-i uhrevî ile dünyevî maksatlar, zevkler aranılmaz. Aranılsa sırr-ı ihlası bozar.
Sâniyen: Kerametler, keşfiyatlar; tarîkatta sülûk eden âmî ve yalnız imanı taklidî bulunan ve tahkik derecesine girmeyenlere, bazen zayıf olanları takviye ve vesveseli şüphelilere kanaat vermek içindir.
Halbuki Risale-i Nur’un imanî hakikatlerine gösterdiği hüccetler, hiçbir cihette vesveselere meydan vermediği gibi kanaat vermek cihetinde kerametlere, keşfiyatlara hiç ihtiyaç bırakmıyor. Onun verdiği iman-ı tahkikî; keşfiyat ve zevkler ve kerametlerin çok fevkinde olmasından hakiki şakirdleri öyle keramet gibi şeyleri aramıyorlar.
Sâlisen: Risale-i Nur’un bir esası, kusurunu bilmekle mahviyetkârane yalnız rıza-i İlahî için rekabetsiz hizmet etmektir. Halbuki keramet sahipleri ve keşfiyattan zevklenen ehl-i tarîkatın mabeynindeki ihtilaf ve bir nevi rekabet ve bu enaniyet zamanında ehl-i gafletin nazarında onlara sû-i zan edip o mübarek zatları, benlik ve enaniyetle ittiham etmeleri gösteriyor ki Risale-i Nur’un şakirdleri