2- Diyanet âlemindeki tevafuk ise, İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgali hengâmında ve en mağrur devrelerinde, o şakirdin Hutuvat-ı Sitte eseriyle o mağrur galiblerin hayâsız yüzlerine, tehlike yüzde yüz olduğu halde tükürüp manen tokatlaması üzerine, o zamanki Ankara Hükûmeti Risale-i Nur’un o şakirdini Ankara’ya davet etmişti. Orada dehşetli bir şahısta Beşinci Şuâ’da beyan edilen işaretleri görerek bütün bütün siyaseti ve dünyayı terk ederek Van’da bir mağarada hayat-ı mübareklerini ibadete hasrettikleri devreye aynen intibak ve tevafuk etmektedir.
3- Saltanat âlemindeki vazifeye gelince, meşhur Şeyh Said Hâdisesinden sonra garba menfaya gönderilerek rahmet-i İlahî ile Risale-i Nur’un telifine zemin hazırlayıp Risale-i Nur kemal-i haşmetle envarını rûy-i zemine yaymaya başladığı zamandır ki hakaik-i imaniyenin ve Kur’an’ın görülmemiş bir surette taarruza uğradığı bir devrede Risale-i Nur; hayrette kalmış, yollarını şaşırmış, imanları tezelzüle uğramış müslümanlar için bir âb-ı hayat misaliyle Hızır gibi onların imdatlarına yetişmiş, onları hayretten kurtarmış, dehşetten sürura çıkarmış ve Risale-i Nur yüz binler ve milyonlar gönülde “Üstadım! Üstadım!” denilerek milyonlar kalplerde kurulan manevî tahta oturmuş ve böylece Risale-i Nur kalplerin bir sultanı olmuştur. İşte bu safha da üçüncü vazifeye aynen tevafuk ederek o hakikati imzalamaktadırlar.
………
Kıymettar bir mazrufun zarfının da kıymetli olması mazrufuna ait olmakla beraber, nasıl ki muhteşem, münakkaş, müzeyyen bir sarayın ihtişamı, nakışlarının güzelliği, tezyinatının müstesna oluşu bizzat mimarının ve ustasının maharet-i sanatını, liyakatini, iktidarını, zevk-i selimini irae ederek lisan-ı beliğane ile hüşyar olanlara gösterdiği gibi, aynen öyle de Risale-i Nur’un misilsiz hakîmane, nazirsiz beliğane, görülmemiş edibane Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın i’cazkâr hakaikini, letaif-i esrarını, Kur’an’ın i’cazına tam muvafık bir surette tavsifat-ı şahane ve üslub-u mümtazanesi ile en büyük üdeba-yı hükemayı hayran ve şuara-yı benamı haddü’l-gaye istihsan ile huzur-u manevîsinde serfürû ettirerek en muannid dinsizleri, zındık feylesofları iskât ile dize getirmesi, teslime mecbur etmesi, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin derece-i kemalinin en kavî ve müstesna delilidir.