Bu ilham-ı semavî olan ve kâinat âleminin tılsımlarının keşşafı olmak haysiyetiyle esma-i İlahiyenin tecelliyatını ve sıfât-ı Rabbanînin cilvelerini keşfederek Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın esrar-ı kudsîsini halleden ve mu’cizat-ı Ahmediyenin (asm) ve ehadîs-i Nebeviyenin (asm) hikmetlerini şerh eden Risale-i Nur; ins ü cinn âlemlerine ve şu muzlim dehşet-engiz asrın sakinlerine bir hediye-i Rahman, bir mu’cize-i Kur’an, gönüllerde canan bir hutbe-i şah-ı beyandır.
Şems-i Kur’an’ın Risale-i Nur’un hakikat menşurundaki lemaatının elvanıyla hakaikinin inkişafı, beşerin pek muhtaç olduğu hastalığı halindeki kalp, ruh ve bütün letaifine bir tiryak hâsiyetini taşıması itibarıyla sureten teali ufuklarını araştıran zümrelere de bir afitab-ı feyyaz-ı semavîdir. Risale-i Nur’un sema-i mücellasındaki hakikat yıldızlarını temaşa eden bahtiyarlar onun hizmet-i pâkinde, daire-i kudsîsinde mutî, sadık, fedakâr bir peyk haysiyetiyle bütün mevcudiyetlerini ona feda ediyorlar.
Fehm-i kāsıranem ve idrak-i âcizanemle Risale-i Nur’un medhini yapacak kudrette olmadığımı müdrikim. Nasıl yapabilirim ki? Onun hakikatlerini medheden Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’dır. Haydar-ı Kerrar Şah-ı Cihan’dır, Hazret-i Bâzü’l-Eşheb Gavsü’s-Sakaleyn-i Âsuman’dır.
Ey Nur! Sana canan ile canım da fedadır
Firdevs-i Muallâ diye ansak da sezadır.
Ey lütf-u Huda! Zemzeme-i berk-i güzinin
Şakirdine bir nur, kâfire bir seyf-i Huda’dır.
Risale-i Nur madem ki Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın i’caz-ı manevîsinden süzüldü. Elbette semavîdir. Öyle ise deriz:
Ey ilham-ı kudsî! Güneş mücella cisimlerde ma’kes bulur. Öyle ise nüzulgâhın olan kalpler de senin gibi eşsizdir. Elbette sen veraset-i Nebeviyenin âyinedarlığına mazhar bir âyine-i mücelladan in’ikas ettin.
Âlem-i İslâm’ın asırlardır beklediği inşâallah elli sene sonra gelecek olan Mehdi-i Muntazar’ın değil, belki Müceddid-i Ekber’in bir irtisamını senin sath-ı mücellanda görüyoruz. Sen öyle bir makam-ı münevverden nev-i beşere ve âfak-ı İslâmiyete tulû ettin ki, ey tuhfe-i