Risale-i Nur’un Arabî Mesnevî-i Şerif’inin fihristesidir
Risale-i Nur’un bir nevi çekirdeği ve fidanlığı hükmündeki bu muazzam Mesnevî-i Nuriye on risaleden ibarettir. İçlerinde Katre, Hubab, Habbe gibi risalelerin ikişer zeylleri vardır. Bu çok kıymetli ve hârika mecmuanın başında hem Türkçe hem Arapça bir mukaddime var. Bu Mesnevî-i Arabî’nin hangi saiklerle telif edildiğini ve marifetullaha nasıl bir pencere açtığını ve âdeta bu mecmua bir asâ-yı Musa gibi nereye vurmuş ise su çıkardığını gayet beliğ ve sade bir üslup ile beyan etmiştir. Bu mühim mecmuanın misilsiz kıymetini bir derece olsun beyan etmek fikriyle mukaddimesini aynen dercediyoruz.
Risale-i Nur’un bir nevi Arabî Mesnevî-i Şerif’i hükmünde olan bu mecmuanın mukaddimesi beş noktadır:Birinci Nokta: Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için hakikatü’l-hakaike karşı ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarîkat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünkü aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralı idi, tedavi lâzımdı.
Sonra hem kalben hem aklen hakikate giden bazı büyük ehl-i hakikatin arkasında gitmek istedi. Baktı, onların her birinin ayrı cazibedar bir hâssası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbanî de ona gaybî bir tarzda “Tevhid-i kıble et!” demiş, yani “Yalnız bir üstadın arkasından git!”
O çok yaralı Eski Said’in kalbine geldi ki: “Üstad-ı hakiki Kur’an’dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur.” diye yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûka