hükmetse birden samimi hürmet ve ciddi merhamet ve rüşvetsiz hamiyet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyasız ihsan ve fazilet ve enaniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar. Çocuklara der: “Cennet var, haylazlığı bırak.” Kur’an dersiyle temkin verir. Gençlere der: “Cehennem var, sarhoşluğu bırak.” Akıllarını başlarına getirir. Zalime der: “Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin.” Adalete başını eğdirir. İhtiyarlara der: “Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî saadet ve taze bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmaya çalış.” deyip ağlamasını gülmeye çevirir. Bunlara kıyasen cüz’î ve küllî her bir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır.
Dokuzuncu Mesele: Üstadımızın manen ruhuna gelen iman hakkında bir sualin cevabıdır. Şöyle ki: Neden cüz’î bir hakikat-i imaniyeyi inkâr eden kâfir oluyor ve kabul etmeyen müslüman olmaz? Halbuki Allah’a ve âhirete iman güneş gibidir, o karanlığı izale etmesi lâzımdır. Hem neden bir rükün ve hakikat-i imaniyeyi inkâr eden mürted olur, küfr-ü mutlaka düşer ve kabul etmeyen İslâmiyet’ten çıkar? Halbuki sair erkân-ı imaniyeye imanı varsa onu küfr-ü mutlaktan kurtarmak lâzım geliyor? Suallerinin cevaplarını Üstadımız
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ وَالْمُؤْمِنُونَ... الخ
âyetine müracaatla gayet muhtasar fakat şümullü bir şekilde üç noktada beyan etmiştir.
Onuncu Mesele: Tekrarat-ı Kur’aniyenin bir hikmetini beyanla, ehl-i dalaletin ufunetli ve zehirli evhamlarını izale eden bu küçücük nurlu çiçeği, Üstadımız gayet hasta ve perişan ve gıdasız bir halde iken iki gün içinde ramazanda mecburiyetle gayet mücmel ve kısa bir cümlede pek çok hakikatleri ve müteaddid hüccetleri dercetmişlerdir. Şöyle ki: Kur’an-ı Azîmüşşan’ın her asırda her tabakaya hitab ederek taze nâzil olmuş gibi bir hususiyeti olduğunu ve bilhassa çok tekrar ile اَلظَّالِمٖينَ اَلظَّالِمٖينَ deyip zalimleri tehditleri ve o zalimlerin zulümlerinin cezası olan musibet-i semaviye ve arziyeyi şiddetle beyanı ile bu asrın emsalsiz zulümlerine Kavm-i Âd ve Nemrut ve Firavun’un başlarına gelen azaplar ile baktırıyor. Ve mazlum ehl-i imana İbrahim ve Musa aleyhimesselâmlar gibi enbiyanın necatlarıyla teselli veriyor.