ki cephedir. Ehl-i gaflet nazarında umum zîhayatın süratle gidip kaybolduğu idam-ı ebedî kuyusudur. Fakat nimet-i iman yâr olursa o makam idam-ı ebedî değil, dâr-ı fenadan dâr-ı bekaya intikal ve mahall-i zahmet ve meşakkatten mahall-i rahmet ve rahata terfi ve mekân-ı hizmetten makam-ı ahz-ı ücrete terakki mahalli olduğu zahir olur. Arka taraf ki ehl-i gafleti şaşırtır, nereden gelip nereye gideceğini düşündükçe tahayyürde kalır. Lâkin nur-u iman inkişaf ettikçe Sultan-ı Ezelî’nin memur-u muvazzafları alâmet-i farika ile dâr-ı imtihandan ahz-ı ücret dârına gitmek için hazır olma mahalli, içtima yeri, bekleme salonu olduğunu derk ederek ehl-i gaflet ve dalaletin efkâr-ı bâtılasını altı cihetle red ve nur-u imanı tecelli ve inkişaf ettirir.
İkinci Nokta: Nur-u iman Cenab-ı Hakk’a ârâmsız hamd ü senayı iktiza eder. Beşer nur-u iman sırrıyla zaman ve mekân-ı hazıranın tazyikatından tahlis-i giriban edip vâsi bir âleme mâlik olur. Bütün âlem mü’min için o mü’minin müstakil bir hanesi ve bir me’vasıdır. Hem mazi, hal, müstakbel, mü’minin kalp ve ruhu için bir makarr-ı ebedî bulunduğunu en selis beyanatla izah eder.
Üçüncü Nokta: Beşer, acz ve zaafıyla kesretli a’dasına galebe ve gayet fakrıyla hadsiz hâcatını temin gayesiyle nokta-i istinad ve istimdad arar. Buna yegâne çare, imanla münevver ve mücehhez olmasının fıtrî ve insanî olduğunu ve illâ kalp ve ruh ve vicdanın ebedî muazzeb olacaklarını kanaat-bahş bir surette tefhim eder.
Dördüncü Nokta: Zîşuurda imanın meyvedar bir ağaç gibi olduğunu, nasıl ki semeredar bir ağacın bâki mâliki olan zat, ağacın meyvesinin zevaliyle müteessir olmayıp daimî meyvedar ağacına istinad ve itimad ile müteselli olduğu gibi, iman-ı kâmil dahi fâni vücudu iman ile bâki ve her türlü mahuf şeylerden siperi ve umum arzu ve ümitlerine muvaffak eder olduğunu telkin eder.
Beşinci Nokta: Nimet-i imanın ebeden hamd ü senayı iltizam ettiğini ve ehl-i gaflet ise bütün mevcudatı her an menfaat-i maddiyesini göremediği takdirde düşman ve muzır tanıdığı kat’î ve hakikattir. Çünkü ehl-i gaflette ve ehl-i dalalette cemi’ evkatta rabıta-i iman olmadığından alâka-i uhuvvet yoktur. Onların münasebetleri muvakkat olup hazır zamana münhasırdır. Tûl-i müddet alâkaları hiç hükmünde olup cüz’î bir infial ve hafif bir iğbirar o imansız alâka ve münasebeti silip zîr ü zeber eder.