YİRMİ ÜÇÜNCÜ LEM’A:
Otuz Birinci Mektub’un Yirmi Üçüncü Lem’a’sı olan TABİAT RİSALESİ’dir.
Tabiattan gelen fikr-i küfrîyi, dirilmeyecek bir surette öldüren ve küfrün temel taşını zîr ü zeber eden ve çok çirkin ve müstekreh ve gayr-ı makul mudill efkârı, insaflı kafalardan tard edip çıkaran ve saadet-i ebediyenin o hakikatli yollarını pek ehemmiyetli, çok şirin ve gayet zevkli bir surette açarak, delilleriyle, bürhanlarıyla ispat eden ve müellifine ebedî rahmet okunmasına vesile olan âlî, gayet kıymettar bir risaledir.
Bu risale, قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ âyet-i kerîmesinin bir tefsir-i vâzıhı olup “Cenab-ı Hak hakkında şek olamaz ve olmamalı.” demekle, vücud ve vahdaniyet-i İlahiyeyi bedahet derecesinde gösterir.
Şu sırrı izahtan evvel bir ihtar ile bin üç yüz otuz sekiz senesinde ordu-yu İslâm’ın Yunan’a galebesinden neşe alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içine gayet müthiş bir zındıka fikri girmek üzere iken, o zındıka mefkûresinin başını dağıtmak gayesiyle Ankara’da Arapça olarak tabedilmiş olan bu risalenin, sonra aynen Türkçeye tercüme edildiğini hatırlatır.
Mukaddime: İnsanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden ve ehl-i imanın bilmeyerek istimal ettikleri kelimelerin en mühimlerinden üç tanesini beyan eder.
Birinci Kelime: اَوْجَدَتْهُ الْاَسْبَابُ Yani, esbab-ı âlem icad ediyor.
İkinci Kelime: تَشَكَّلَ بِنَفْسِهٖ Yani, kendi kendine oluyor.
Üçüncü Kelime: اِقْتَضَتْهُ الطَّبٖيعَةُ Yani, tabiat iktiza edip yapıyor.
Bu üç dehşetli kelimelerin, lâekall doksan muhalatı tazammun eden üçer muhalden dokuz muhal ile açtıkları üç yolu tamamen kapayarak, dördüncü yol olan “Tarîk-i Vahdaniyet” ile bi’l-cümle mevcudat, bir Kadîr-i Zülcelal’in kudretiyle vücud bulduğunu, hakiki ve letafetli temsilleriyle ispat eder.