adedince delâletleri tazammun eden bir hüccet-i vahdaniyeti göstermekle tefsir ediyor.
Yirmi Sekizinci Pencere:وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ
اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِمٖينَ
âyetinin bir hakikatini, kâinatın heyet-i mecmuasındaki intizamında ve erkân-ı külliyesindeki hikmetli tezyinat ve harekâtında ve hayvanat ve nebatatın tedbir ve terbiyelerinde, hattâ hüceyrat-ı bedeniyenin mizan ve intizam dairesindeki vaziyetlerinde, kâinatın silsilesi kuvvetinde bir hüccet-i vahdaniyeti göstermekle tefsir ediyor.
Yirmi Dokuzuncu Pencere:وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
âyetinin bir hakikatini, bahar mevsiminde garibane bir seyahat zamanında inkişaf eden şöyle bir nur-u tevhid ile, yani her şey hususan çiçekler ve meyveler her biri birer mektub-u Samedanî’nin birer mührü, belki her bir mektubun hadsiz mühürleri olduğunu ve her bir mühür ile hadsiz mektubatı mühürlendirdiğini, yani her bir şey bütün eşyayı kendi sahibinin mektubu ve mülkü olduğunu gösterdiği cihetle tefsir edip gayet latîf ve kuvvetli ve vâzıh bir surette marifetullaha karşı pencereler açıyor.
Otuzuncu Pencere:۞ لَوْ كَانَ فٖيهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا
كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
âyetlerinin hakaikinden imkân ve hudûsa dair bir hakikati, ilm-i kelâmın cadde-i kübraları içinde imkân ve hudûs noktasında gayet kuvvetli bir bürhan-ı vahdaniyeti göstermekle tefsir ediyor.