âyetlerinin bir sırrını tefsir eder. “İmam-ı Mübin” “Kitab-ı Mübin” neden ibaret olduğunu beyan eder.
İkinci Sual: “Meydan-ı haşir nerededir?” cevabında, gayet makul ve mühim ve parlak bir cevap veriyor.
ON BİRİNCİ MEKTUB:
Dört ayrı ayrı mebhastır. Bu dört mesele birbirinden uzak olduğundan bu mektub perişan görünüyor. Bu perişan mektub münasebetiyle kardeşlerime ihtar ediyorum ki:
Bu küçük mektubları hususi bir surette, hususi bazı kardeşlerime yazmıştım. Büyük mektublar meydana çıktıktan sonra, küçükler de umumun nazarına gösterilmesi lâzım geldi. Halbuki tanzimsiz, müşevveş bir surette idiler. Onlar ne hal ile yazılmış ise öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih ve tanzim etmeye mezun değiliz!
İşte bu On Birinci Mektub, perişan bir surette, birbirinden çok uzak dört meseleden ibarettir. Hem müşevveş hem perişandır. Fakat şairlerin ve ehl-i aşkın, zülf-ü perişanı sevdikleri ve istihsan ettikleri nevinden, bu mektub da –zülf-ü perişan tarzında– soğuk tasannu karışmadan, hararet ve halâvet-i asliyesini muhafaza etmek niyetiyle kendi halinde bırakılmış.
Bu Mektubun Birinci Mebhası:
اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعٖيفًا
âyetinin bir sırrını tefsir ile vesvese-i şeytana müptela olan adamlara mühim bir ilaç ve merhemdir.
İkinci Mebhas:
وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
âyetinin bir sırrını, Çam Dağı’nın hayret-feza ve heybet-nüma ağaçlarının vaziyetlerini ve muhteşem velvele-âlûd bir zelzele-i raks-nüma ve cezbe-edâ tesbihatlarını, latîf ve şirin ve hararetli Fârisi bir münâcat ile tefsir ediyor. O münâcat çendan, nazma ve şiire benziyor, fakat nazım ve şiir değil. Belki hakikatlerinin parlaklığı ve intizamı tereşşuh edip, nazım ve şiir suretini vermiş. O münâcatın tercümesi de o mektubda yazılmıştır.